1 Ağustos 2016 Pazartesi

MONTESSORİ YÖNTEMİ




MONTESSORİ YÖNTEMİ
 Dr. Maria Montessori tarafından geliştirilen ve engelli ya da engelli olmayan çocuklar için de kullanılan bu yöntem, otistik özelliği olan ve diğer engelli çocuklar için uygulanabilen bu okul felsefesi ve eğitim yöntemi; çocuğu öğrenme etkinliklerinin merkezi ve lideri olarak görür.
Montessori yöntemi, eğitimin doğal bir süreç olduğunu vurgular ve çocuğun kendi iç sesini dinleyerek hareket edeceğine, böylece hem kendi kendini denetlemeyi hem de öğrenmeyi gerçekleştireceğine inanır.  
Montessori yöntemini uygulayan özel eğitim okullarında, zihinsel engelli, otistik özellikleri olan çocuklar ve diğer gelişimsel bozuklukları olan çocuklar engelli olmayan akranları ile birlikte aynı ortamda bulunurlar. Montessori yaklaşımında; çocuklara araştırma, deneme, hata yapma ve hatalarını kendi kendilerine düzeltmeleri için onlara fırsatlar tanınmalıdır. Duyu organları ile materyallerin, şekillerin ve renklerin bilinmeyen özelliklerini keşfetmeleri için çocuklara özgür bir ortam sağlanmalıdır. Bu özgür ortam içerisinde çocuklar yalnız başlarına, akranları ve yetişkinlerle birlikte yaşadığı deneyimler sayesinde anlama, öğrenme ve bilmenin zevkini tadar. Bu yaşantılar yolu ile yetişkinlerde çocuklarla birlikte keşfetmenin zevkini yaşarlar.
Çocuklar bilgi edinmede oyun gözlem ve duygularını kullanırlar, bilgilerini organize etmek için ipuçlarından yararlanır, var olan açıklamalardan hareket ederler ve çevreyle etkileşimde bulunurlar, böylece deneyim kazanırlar. Montessori sınıflarında, çocukların sınıf içinde istedikleri gibi dolaşmalarına izin verildiği gibi, okuldan açık alana çıkmalarına da izin verilmektedir. Çocuklar bu alanlar içerisinde gidip gelmekte özgürdürler.
Hareketlerdeki bu özgürlük nedeniyle Montessori geleneksel okullardaki gibi çalışma, dinlenme ya da oyun zamanlarına bölünmemiştir. Montessori sınıfında çocuk istediği etkinliği seçmektedir. Çocuğun seçebilmesi ve kendi eğitimini yapabilmesi için de ona çok çeşitli etkinlikler sunulmaktadır.
Montessori çevresinde gerçeklik ve doğallık büyük önem taşır. Sınıftaki araçlar çocuğun gerçekle yüz yüze gelmesini kolaylaştırmak amacıyla gerçek yaşamda kullanılan araçlardır. Bir şey içmek için gerçek cam bardaklar,ütü yapmak için gerçek ısınabilen ütü, sebzeleri kesmek için gerçek keskin bıçak kullanılır. Gerçek yaşamdaki gibi Montessori sınıflarında her araçtan birer tane vardır. Böylece çocuk o aracı kullanmak istediğinde başkalarının işinin bitmesini bekleyecektir. Bu şekilde çocuk günlük yaşamdaki gibi başkalarının haklarına saygı duymak zorundadır.
Montessori sınıflarında, çocuğun etrafındaki eşyalar onun vücut yapısına ve gücüne uygun olmalıdır.Etrafta hareket ettirebileceği hafif mobilyalar, elini uzatıp yetişebileceği dolaplar, kolaylıkla kullanabileceği kilitler,kolay açılıp kapanabilen çekmeceler ve kapılar, duvarda kolay yetişebileceği kıyafet askıları, parmaklarıyla kavrayabileceği fırçalar, eline sığacak sabunlar, kısa-düz saplı süpürgeler, kendi başına giyip, çıkarabileceği giysiler bulunmalıdır. Bunlar çocuğun zamanla kendini geliştirmesini, nezaket özelliğini kazanmasını da sağlayacaktır.
Çocuğun serbestçe hareket edebileceği ortam, onun kendi başına uygulamalar yapmasına ve kendisini yetiştirmesini sağlar.
Montessori çocuğun gelişimi için doğa ile ilişkide olmanın önemine dikkati çekmiştir. Montessori’ye göre çocuklar doğanın düzeni, uyumu ve güzelliğini anlamalı ve bundan mutluluk duymalıdır, doğanın kanunları bilimin ve sanat dallarının temelini oluşturur. Bu nedenle doğa kanunlarını anlamak bilimin temelidir.
Montessori çevresinin doğa ile yakından bağlantılı olan unsurlarından biri de yaşama olumlu ve kendiliğinden tepki vermeyi teşvik eden güzellik ve atmosferdir. Bu nedenle Montessori sınıfı iyi ve çekici bir tarzda düzenlenmiştir. Renkler canlı, ilgi çekici ve uyumludur. Sınıfın atmosferi rahatlatıcı, sıcak ve katılımı davet edici niteliktedir.
Montessori çevresinin önemli unsurlarından biri de Montessori araçlarıdır. Montessori materyalleri, çocukları oto eğitim ve hatalarını kendi kendilerine bulma olanağı tanır. Öğretmen çocuğun hatasını söylemez. Eğer çocuk materyallerden hatasını göremiyorsa, bu çocuğun yeterince gelişmediğini gösterir. Zamanı geldiğinde çocuk hatasını görerek düzeltir.
Montessori sınıflarında saygı atmosferi olmalıdır ve çocuklar çalışacakları projeleri, süresini ve kiminle çalışacaklarını kendileri seçer. Huzurlu olan bu ortam çocukta kişisel disiplini geliştirir.
Montessori yaklaşımında öğretmen, çevreyi hazırlamaktan ve çocukların çevre ile ilişkiye geçmelerini sağlamaktan sorumludur. Montessori öğretmeni yönlendirici; yönetici ya da rehber adını alır.Öğretmenler çocukların kendi gelişimi için potansiyelini kullanma fırsatı tanır.
Montessori yönteminin temel ilkelerini, bu ilkelerin gelişimsel farklılığı olan çocuklara nasıl uygulandığını ve uygulanabileceğini açıklamaya başlamadan önce bu metodun yaratıcısı ve uygulayıcısı olan, Maria Montessori’den, bahsetmek gerekmektedir. Çocuk eğitiminde bugün bile geçerli olan pek çok önemli noktayı vurgulayan ve bunların üzerine bir yöntem kurulmasını sağlayan ilk kişilerden biridir.
 Dr. Maria Montessori tarafından geliştirilmiş "erken çocukluk dönemi" eğitim sistemidir. Montessori yönteminde 3 ana unsur vardır:
Çocuk-Çevre- Öğretmen. Erken çocukluk dönemi eğitim sisteminin temeli; çocuğu bir yetişkinin olmasını istediği gibi değil, çocuğu olduğu gibi gözlemlemek ve anlamaya çalışmaktır. Montessori yöntemi, çocuğunuza kendi kendine uygulayarak en iyi ve en kolay şekilde öğrenme yolunu bulmasını sağlar.
 Çocuğunuz kendi ilgilerini ortaya çıkaran çalışmaları seçebilir. Böylece özgürlük duygusunu, kendi kendine yaptığı çalışmalarıyla deneyebilir. Öğrenirken mutluluk, istek duyar. Başkasının kendisinden istediğini değil, kendi istediği şeyi yapmaktadır çünkü.  
Zamanla becerileri geliştikçe çocuğun bağımsızlık duygusu ve özgüveni gelişecektir. Montessori yöntemi çocuğunuzun öğrenme isteği üzerine kurulmuştur. Bu sistem yaşam boyu sürecek olan sürekli öğrenme motivasyonu sağlamaktadır. Sistem, çocuğunuzun doğal büyümesine ve gelişmesine uygun, ancak henüz yapmaya hazır olmadığı şeyleri yapmasına izin vermeyen sistemdir.


Çocuğunuz Montessori materyalleri ile kendi kendine öğrenecektir.Bunlar basit, küçük, kendi kendini düzeltebilen, öğretmenin sınıfa getirdiği her türlü araç gereçlerdir. Bu materyallerle kendi kendine ve arkadaşları ile öğrenir, kendi seçimini yapabilir, sınıf kurallarına uymayı öğrenir, hatta uymaları için arkadaşlarını uyarır. Yapacağı çalışmasını kendi seçtiği ve kendi sistemine göre ayarladığı için çocuğunuzun başarma olasılığı fazladır.
Çocuğunuz yetişkin baskısından uzak, kendi dünyasını keşfedebileceği, zekâsını ve bedenini geliştirebileceği,rekabet olmayan bir ortamda büyüyecektir. Montessori sisteminde uygulamalı yaşam alanları vardır. Çocuk bu alanda kendi kendine yetmeyi, çevresiyle ilgilenmeyi öğrenir. Bu alanda, düğme ilikleme, ayakkabı bağcığını bağlama, eşyasını toplayıp dolabına ve çantasına koyma, masa silme, arkadaşlarına yardım etme, sınıf düzenleme,servis yapma, kâğıdın nasıl elde edildiğini merak etme ve buna benzer yaşama dair işler yapmayı öğrenir.
Montessori sisteminde duygusal olan çocuğa, dünyayı öğrenmesi için duygularını kullanabilmesi öğretilir. Bu alanda çocuk, farklı yükseklikleri, uzunlukları, ağırlıkları, renkleri, sesleri, kokuları, şekilleri kavramayı öğrenecektir.
Yabancı dil, bilim-doğa, drama, resim, müzik, matematik çocuğun entelektüel gelişimine yardımcı olur. Dans, jimnastik gibi vücut çalışmaları fiziki gelişimine yarar, çocuk vücudunu kullanmayı, sosyal hayata geçirmeyi öğrenir. Montessori yöntemi benzeri olmayan bir yöntemdir. Özellikle küçük çocuklar için geliştirilmiş, düzen ve özgürlük arasındaki mantıklı denge üzerine kurulmuştur.
Çocuğun doğal gereksinimlerini karşılayan, dikkatle geliştirilmiş materyallerle zevkli bir ortam sağlar. Montessori yöntemi uygulayan öğretmen; çocuğunuzun şekil almaya en uygun yıllarında iyi yetişmesi, sorumluluk sahibi, mutlu ve uyumlu bir yetişkin olması için sağlam bir temel verir. Montessori eğitiminin temelinde yatan önemli antropolojik öğeler vardır.
Maria Montessori bunları iki temel başlık altında toplar: Normallik ve Deviasyon. Bunları şu şekilde açıklar: Normalliğin ideal çocuk olarak anlaşılmamasını, bireyin doğuştan gelen becerileri ile var olan somut yaşam ve eğitim koşulları arasında en iyi gelişim olanaklarına kavuşması şeklinde anlaşılması gerektiğini savunur.
Deviasyon kavramını ise yanlış bakış  açılarıyla yetiştirilen, kendisini anlaşılamamış hisseden çocuklarda ortaya çıkan tutukluklar olarak tanımlar. Bu tutukluklar şu nedenlerle oluşur: Cesaretin kırılması, aşağılık duygusu, boyun eğme, bağımlılık ve yanlış ödüllendirmeler, sahip olma ve güç hırsı. Sürekli hayal kurma, hayal içinde yaşama, saldırganlık, tembellik.
Normalleşmiş çocuk ise şu özellikleri gösterir: Düzenlilik tutkusu, çalışma tutkusu, ani konsantrasyon, gerçeğe olan tutku, sessizlik ve tek başına çalışma tutkusu, sahip olma duyusunun hassaslaşması, itaat, bağımsızlık ve girişimcilik,karşılıklı yardımlaşma, kendi kendine disipline olma, neşe.
Montessori çocuğun ruhunu boş bir levhaya benzeten eğitim görüşlerine karşı çıkar ve teorisini beş önemli kavram içinde toplar. Montessori’ye göre her insan dünyaya belirli potansiyellerle  gelir:

1. Yaşamsal Güç: Çocukta doğuştan gelen bir aktivitedir.
2. Psişik Canlı: İnsan zihinsel bir organizmadır.
3. Potansiyellik: Doğuştan gelen hazırlıklı olma durumu.
4. Zihinsellik: Bu kavramla çocuğun doğduğu andan itibaren bütünsel olarak çevresini algılayabilecek konumda olması anlatılır. Çocuk bütün duyu organlarıyla çevresindeki her şeyi absorbe edebilir. Bunu yaparken bu algılama ve zihinsellik tamamen bilinçdışıdır. Burada çocuğun zihninin eleştirel beceriye sahip olana kadar geçirdiği süreç çok önemlidir. Çocuk çevresine karşı tamamen savunmasızdır. Bu konuda ebeveynlere büyük sorumluluk düşmektedir: Doğru davranış biçimleri, doğru konuşmalar, çocuğa sevgi ve şefkatle yaklaşmak gibi.
5. Duyarlı Evreler: Çocuğun duyu ve zihin aktivitesi duyarlı evreler tarafından yönlendirilmektedir. Bunlar özgül ve çeşitli çevre durumlarına yönelik aşırı öğrenme isteğidir. Çocuk bunu potansiyelinde taşır. Montessori bu duyarlılıkların rastlantısal olmadığını düşünür. Gelişimin bir yapı planı vardır ve bu plana göre çevresiyle etkileşimde bulunduğu oranda insan gelişir. Dil becerileri, sosyal ve toplumsal beceriler, hareket becerileri için ayrı duyarlılık evreleri vardır. Burada söz konusu olan hem olgunlaşma hem de öğrenmedir.
Montessori bunlardan daha çok öğrenme üzerinde durmuştur. Çünkü olgunlaşmanın getirdikleri, sürekli çevreden gelen uyaranlarla beslenen çocuk için sadece bir basamaktır ve bu basamakları daha rahat şekilde, en yüksek güçle çıkabilmesi için çevrenin desteğine ihtiyacı vardır. Eğitimle, hatta doğumdan hemen sonra başlayan bir eğitimle, çocuk potansiyelini doğru yapılandırılmış bir çevreyle ve hazırlanmış öğrenme olanaklarıyla en üst noktaya taşıyacaktır.
Montessori gelişim basamaklarının önemi üzerinde durur ve gelişimi 0-3, 3-6, 6-12 ve 12-18 yaş olarak basamaklandırır. Her basamağın kendine özgü duyarlılıkları, gereksinimleri ve özellikleri vardır. Montessori,yöntemini yukarıda bahsedilen teorik bir temele oturttuktan sonra eğitim ve öğrenme olgusunun pedagojik koşullarının yanı sıra duyuları, hareketleri, zihni, konuşmayı ve sosyalleşmeyi geliştirici malzemeleri ve özellikle de dikkatin yoğunlaşması için gerekli olan eğitim ilkelerini araştırır. Amacı korku ve başarı baskısı olmadan, tek kalıba sokan grup zorlaması uygulanmadan, çocuğun bireysel gelişimini ve bağımsızlığını destekleyici öğeleri ve ödevleri bulup uygulayabildiği, özgür fakat aynı zamanda iç disiplini öngören bir eğitim programı yaratmaktır.
Burada bireysel kişiliğin bir parçası olarak dikkatin yoğunlaşabilmesi bu eğitim prensiplerine bağlıdır ve dikkatin yoğunlaşması eğitimin anahtarıdır. Çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını, bireysel gelişim farklılıklarını göz önünde bulundurmak ve eğitimcilerin bunları iyi bilmesi her çocuk için doğru yaklaşımı geliştirmenin ön şartıdır. Çünkü çocuğa o anki somut gelişiminin gerektirdikleri verilmezse “yetersiz zihinsel beslenmenden söz edilir.
 Eğitimin en baştaki görevi, çocuğa bağımsız olmayı sağlayacak her şeyi bulabileceği, gelişimini destekleyen en uygun çevreyi hazırlamaktır. Yaşam ortamlarımız tamamen yetişkinlere göre yetişkinler tarafından hazırlanmıştır. Bu yüzdençocuğun yorulmak bilmeyen aktivitesine, öğrenme ve araştırma güdüsüne sınırlar çizilmiştir. Böyle bir ortamda çocuğun bağımsızlaşması ve öğrenmesi, potansiyelini geliştirmesi mümkün değildir. Ayrıca çocuk temel olayları ve davranışları kavrayamamaktadır. Burada Montessori “hazırlayıcı çevre”den bahseder. Hazırlayıcı çevre çocuğun
kişiliğinin oluşması için pedagojik olarak biçimlendirilen çocuk ve kültür yönelimli bir yaşam, öğrenme ve gelişim alanıdır. Bu ilkeye bağlı kalarak çocuğun kullanacağı tüm eşyalar çocuğun ölçülerine ve gücüne uygun hale getirilmelidir. Burada tuvalet, banyo, mutfak gibi çocuğun yaşamsal gereksinimlerini karşılayacağı ortamlar da önem taşımaktadır. Ayrıca çocuğun kullandığı tüm malzemelerde, çocuğa verilen tüm ödevlerde, bütün öğrenme durumlarında bireysel uyuma ve zorlukların çocuğun başarısına göre basamaklandırılmasına dikkat edilir.
Uğraş seçiminde özgürlük tüm malzemelerin açık dolaplarda ve çocuğun ulaşabileceği şekilde düzenlenmesiyle sağlanır. Çocuk bir ödevi ya da nesneyi ilgisine ve becerisine göre yetişkinden bağımsız olarak seçmelidir.
Montessori oyunun çocuğun yaşantısındaki ve gelişimindeki önemini vurgulamak için çocuğun faaliyeti için “çalışmak” kavramını kullanır. Çocuk bilinçsiz işlev ve beceri geliştiren oyundan yetişkinliğin bir belirtisi olan hedefli, başarı ve üretim amaçlı çalışmaya doğru bir gelişim çizgisi çizer. Çocuğun oyun-çalışma faaliyeti sırasında ağırlık davranışta bulunmanın ta kendisidir. Bir işi bitirip yenisine başlamak ikinci sıradaki amaçtır.
 Buna göre  Montessori çocuklara kurduğu ilk çocuk evinde yinelemeler ve böylelikle işlev hevesi ve böylelikle dolaylı olarak işlev artışı sağlayan çok değişik uğraşlar sunar. Ayrıca çocukların yemek pişirmek, masayı kurmak ve kaldırmak, el işleri gibi tamamlayabileceği ya da sonuçlara ulaşabilecekleri işlere önem verir. Çocukların kendileri tarafından belirlenen özgür oyun olanakları eğitimin bir parçasıdır. Estetik ve motivasyon çocuğun çalışma isteği duymasını, faaliyete yönelmesini teşvik eder. Her şeyin rengârenk bir görünümde düzenlenmesi ve mekânın estetik olarakbiçimlendirilmesi gerekir.
 Montessori, çocuk evinin kuruluşunda yukarıda belirtilen ilkelerin yanı sıra çocuk evinin yapısı ve düzeni üzerinde de önemle durur. Düzen, çocuğa özgüven kazandırır. Kullanılan materyallerin de sınırlanması burada önemlidir: Her şeyden yalnızca bir adet bulunmalıdır, çünkü fazlalık çocuğu hareketsizliğe itmekte, noksanlık da ileriye götürmemektedir.
Montessori yönteminde bölünmüş öğrenme alanları, her bir alana ait materyal grubu vardır.
Bunlar:
*Günlük hayat uygulamaları köşesi: Bu grupta günlük yaşam için gerekli olan bütün gereçler çocuğa uygun bir biçimde sunulur. Kişinin kendi bakımı ve mekânın temizliği, çiçek ve hayvan bakımı gibi gruplar için de gerekli tüm araçlar bulunur.
*Duyu materyalleri: Bu grupta beş duyuya yönelik materyaller bulunur. Bu duyulara sürekli hareketle bağlantılı olarak hitap edilmekte ve böylece zihin ve dikkat, yani çocuğun konsantrasyonu uyarılmaktadır. Bütün duyu materyalleri açık olan dolaplara materyallerin özelliğine göre yerleştirilir; mesela pembe kule, kule şeklinde dizili olarak dolapta durur. Her çocuk çalışmak istediği materyali istediği çalışma alanına (halının üzerine ya da masaya) taşımayı ve yerleştirmeyi eğitimcinin rehberliğiyle öğrenir. Böylece bu materyal grubundaki tüm materyallerle sadece duyusal uyaran sağlanmaz, motor becerilerle ilgili de geribildirim sağlanır. Örneğin çocuk pembe kulenin küplerini halının üzerine tek tek taşıyarak yerleştirir. Küpün ağırlığıyla ilgili uyarı bedensel aktivitenin düzenini ayarlar.
*Matematik materyalleri köşesi
*Konuşma materyalleri
Ayrıca bu materyal köşelerinin yanı sıra, bu materyallerle paralel hedefleri sağlamaya çalışan oyunlar ve etkinlikler de Montessori yöntemiyle eğitiminin bir parçasıdır. Böyle zengin ve iyi bir teorik temel sayesinde Montessori yöntemiyle eğitimi çocuk eğitimi için ve geçerliliğini uzun zamandır korumaya devam eden modern bir eğitim yöntemidir. Ülkemizde bu eğitim modelini temel alan çok az eğitim kurumu olsa bile özellikle Avrupa ülkelerinde yöntem yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Ülkedeki kullanımının azlığının önemli sebeplerinden bir tanesi de çocuk eğitimiyle ilgili kültürel ve toplumsal değerlerin, uygulanabilirliği aksatmasıdır.
Türk toplumunda çocuk yetiştirme biçimi oldukça korumacı bir tutum sergilemektedir. Çocuğun zarar göreceği düşünülerek eline cam tabak, bardak verilmez. Çocuk (uzun bir süre plastik veya metal tabakta yemek yer) “sen daha küçüksün” denerek, çocuğun düzeyine indirgenerek yapması sağlanabilecek, birçok işten mahrum bırakılır (bulaşık yıkamak gibi). Hatta çocuk ilköğretime başladığında uzun bir süre çantası onun yerine taşınır. Çünkü çanta ağırdır. Çantanın ağırlığının çocuğun taşıyabileceği düzeye getirilebileceği hiç düşünülmez. Böylece çocuğun alması gereken en ufak sorumluluk bile ona çok görülür. Oysa çocukların sorumluluk sahibi bağımsız kararlar verebilen yetişkinler olarak yetişmesinden dem vurulur.
 Montessori yöntemiyle eğitimde ise temel amaç çocuğun her şeyi deneyimleyerek özgür, sorumluluk sahibi, bağımsız yapıcı bir kişilik geliştirmesidir. Bu sebeple Montessori yöntemiyle eğitimi veren okullarda mutfaktan kapı kollarına, tuvaletlere ve materyallere kadar he şey çocuğa göre düzenlenmiştir. Susadığı zaman sürahiden cam bardağa su koyup içebilmekte ya da cam tabakta yediği yemeğini bitirdiğinde tabağını yine kendisi mutfağa götürebilmektedir. Çünkü çocuk bütün bunları yapabilecek potansiyele sahiptir ve uygun şekilde rehberlik edildiğinde bu potansiyel maksimum düzeyde açığa çıkacaktır. Burada aile eğitiminin ve eğitimci eğitiminin önemle vurgulanması gerekmektedir.
Dr.Maria Montessori aşağıdaki bölümde yöntemin ana fikrini ve eğitimcilerin bu yöntemdeki önemini çok kısa ve öz olarak ifade etmektedir: “Bilimsel gözlem eğitimin öğretmenin verdiği bir şey olmadığını belirtmiştir; eğitim insanoğlu tarafından taşınan tamamen doğal bir süreçtir ve kelimeleri dinleyerek değil çevreden gelenleri deneyimleyerek kazanılır. Eğitimcinin rolü kültürel aktivitelerdeki motifleri özel hazırlanmış bir çevreyle birleştirerek zorla kabul ettirici veya müdahaleci yöntemlerden sakınmak olacaktır. İnsan eğiticileri yapılan büyük işe sadece yardımcı olabilir; tıpkı efendilerine hizmet eden hizmetçiler gibi. Böyle yaparak,insan ruhunun nasıl özgürleştiğine ve olayların kurbanı olmayacak yeni bir bireyin nasıl yükseldiğine tanıklık edecekler ve toplumun geleceğini yönlendirdikleri ve şekillendirdikleriyle ilgili kesin bir görüşe sahip olacaklardır.”


1.1. Montessori yönteminde rehabilitasyon
Montessori her çocuğa çağın gereklerini sunmanın pedagojinin önemli bir problemi olduğunu belirtmiştir.
Montessoriye göre problem durumları için geliştirilen çözüm önerileri sadece bu meslekle uğraşan pedagoglar için geliştirilmemiş, bunları tüm insanlara sunmuştur. Yazılar uygulamadan çok davet edici niteliktedir. Pedagog ve eğitimcilerin günlük çalışmalarda, Montessori yazıları açıklık ve basitliğini yitirmekte ve eğitim eyleminin iki temel problemine dönüşmektedir. Montessori’ye göre eğitim çocuğun çağını tanımak ve onu bu imkânlar çerçevesinde bağımsız bırakarak, analiz ve öğretim etmektir. Normal çocukların eğitiminde bile bu şartlara uymak zorken, öğretim pedagojisinde teori ve pratik daha da zorlaşır. Çünkü iletişim problemleri zihinsel engelli insanın doğru analizini zorlaştırmakta ve kurum zaman mecburiyetleri uygun bir ilgiyi engelleyebilmektedir.
Engelli insanlarla çalışma daha çok dikkat ve ciddiyet gerektirdiğinden küçük bir ihmal dahi uzun vadeli problemlere neden olabilmektedir. Montessorinin eserleri, metodu ve pedagojisi için bir başlangıç anlamına gelmez. Ama pedagojisinin etkisini arttırabilir. Itard ve Seguin’ in yazıları yeniden kaleme alarak bunları geniş bir kitleye ulaştırmışlardır.
Montessori engelli insanların üçüncü sınıf insanlar olarak algılanmasına şiddetle karşı çıkmış ve insan değerini yeniden tanımlanmasına öncülük etmiştir.
Montessori pedagojisinin temel kavramlarından biri standart eğitim olsa da bu genel davranış ve yeteneklerin öğrenilmesi anlamına gelmez. Montessori standart eğitimi bireyin ihtiyaçlarına uygun olarak düşünmüş ve bunu belli bir faaliyet için öğrenilmesi gereken yetenek ve konsantrasyon olarak tanımlamıştır. Kişinin kendi yeteneğine göre yapabileceği faaliyetler, yaratıcı uğraşlar olabileceği gibi ev içi becerilerde olabilir. Tüm bu faaliyetlerin ortak yönü ise, kişinin bunları istediği şekilde ve özgürce uygulayabilmesidir. Çalışmayı“özünü bulma yolu” veya “ tanrıya giden yol” olarak tanımlamak, kişiyi faaliyete yönlendirmez. Eğitimci engelli insandaki bu değer duygusunu övgüyle uyandırarak onda sosyal değer tecrübesi yaratabilir. Montessori gerçeği hem engelli birey hem de eğitimci için ümit kaynağı olabilir.
Engelli çocukların gelişmesi ve iyi yönde ilerleme kaydetmesi, devam ettikleri okullarda almış oldukları eğitim hizmetinin niteliği ile yakından ilişkisi vardır. Engelli çocuklar, diğer normal çocuklar gibi yaşamlarını bağımsız olarak sürdürebilmeleri için günlük yaşamda gerekli bazı davranışları öğrenmeleri gerekir.
Engelli çocuklar görerek ve dokunarak öğrendikleri için materyal öğretiminin önemli bir yeri ve eğitici bir etkisi vardır. Pedagojinin etkili temsilcilerinden M. Montessori bu gerçeği görerek engelli çocukların bazı davranışları kolaylıkla edinebilmeleri için farklı gelişim alanlarına yönelik çeşitli materyaller geliştirmiş ve engelli çocukların duyu organlarının eğitimine ağırlık vermiştir .
Biewer (1991), Montessori-Materyalleriyle geleneksel yönteme göre eğitim gören zihin engelli öğrencilerin durumlarını karşılaştırmıştır. Araştırma sonuçları Montessori- Materyallerin geleneksel yönteme göre daha etkili olduğunu göstermiştir. Biewer (1997), Montessori okul öncesi sınıfına engelli öğrencilerin dâhil edilmesini incelemiştir. Sonuçlara göre Montessori araçları engelli öğrencilerde pozitif etki göstermiştir.

 Ahmadi (1993), geleneksel okul ile Montessori okul öncesini karşılaştırmış ve belirgin farklılıklar ortaya çıkarmıştır. Montessori okulundaki öğrencilerin daha bağımsız, bir işe başlamada güvenli ve kendini kontrol edebilme gibi özellikler gösterdiğini belirtmiştir.