13 Nisan 2013 Cumartesi

Otizmli Nil'in annesinden mektup


Otizmli Nil'in annesinden mektup

Sen bir şeyler öğretmeye geldin bana. Her şeyin benim istediğim gibi olmadığını, doğrularımın senin doğrun olmadığını öğrettin önce. Senin gözlerindeki ışığa vuruldum ben. İnsanın içine içine işleyen gözlerin hele o gülümsemen güneş açar gibi bakışların, öyle duru öyle saf ve katıksız güzelliğinle büyüledin beni. İstesem de bazı şeyleri değiştirmenin mümkün olmadığını öğrettin sonra bana kızım. Dayatmamayı senden öğrendim, kabullenmeyi ama pes etmemeyi, düşlerimden ümidi asla kesmemeyi sen öğrettin bana Nilim.

Çaresiz olan bendim aslında! senin çarelerin, kendince çözümlerin vardı benim bilemediğim.Karanlıklarda yitip gitmiştim seni kucakladığımda, yanımdaydın ama benimle değildin. Bilmediğim görmediğim anlamadığım bir yerlerdeydin. Tut dedim ellerimi, tut Nilim ve bir adım at çık o karanlıktan uzat elini ve yürü benimle benim güzel kızım. Güven bana, seni asla yarı yolda bırakmayacağım, tut elimi ve yürü benimle bebeğim, sakın ardına bakma, sadece yürü, yürü ve çık o dipsiz kuyudan. Günlerce, aylarca, yıllarca dua ettim Allaha, kızımı iyileştir diye, benim kızımda diğer çocuklar gibi normal olsun diye, iyileşsin diye… çok geç anladım senin iyileşmeyeceğini. Sen asla iyileşmeyecektin anladım sonunda bir gün bunu. Çünkü hasta olan sen değildin, benim fikirlerimdi hastalıklı olan. Sen sadece farklıydın bildiğim ve tanıdığım herkesten hepsi bu. Bunu fark ettiğimde bir başka baktım sana, bir başka yaklaştım yanına, o zaman çıkıverdin o dipsiz kuyudan ve tuttun elimi, ilk kez baktın bana fark ederek beni, anne dedin ilk kez bana, anne ! bu ilk adımındı senin, ağladım ağladım… şükrettim Allaha.

Sonrasında günlerce, haftalarca, aylarca bıkmadan usanmadan bekledim seni, yeniden bana seslenmeni, beni görmeni istedim. Ama sen bana seslenmedin, görmedin bile beni bir kez bile fark etmedin. O karanlık ve dipsiz kuyu, o büyük karadelik çekip aldı seni içine ama ben bırakmadım seni tuttum elinden sıkı sıkı, teslim etmeyecektim seni o kara deliğe, vermeyecektim seni, çekip alacaktım oradan, yemin ettim Allaha bildiğim ve inandığım her şey üzerine seni çıkartmanın bir yolunu eninde sonunda bulacaktım. Pes etmedim, umudumu hiç yitirmedim. Ama hiçde kolay değildi hayat benim için...

Böyle bir acı yok, yok böyle bir acı yeryüzünde. Ölsen, ağlar sızlar unutmasamda zamanla alışırdım yokluğuna ama hayattaydın, yaşıyordun ama yanımda yoktun tüm varlığınla karşımda durmana rağmen sana ulaşamıyor, ulaşamıyordum. Allahım nasıl bir acı bu, nasıl derin sessiz bir çaresizlik yaşadığım. Dokunuyorum hissetmiyorsun, konuşuyorum dinlemiyorsun, gözlerine bakıyorum ama sen beni görmüyorsun… bitip tükenmez, sönmez bir ateş gibi yaktı kavurdu içimi çaresizlik. Dağladı yüreğimi…İşimizi, gücümüzü, tüm kariyerimizi geride bırakıp babanla birlikte sırf seninle daha çok ilgilenmek ve seni belki günün birinde o dipsiz kuyudan çekip alabilmek için taşındık İstanbul’dan Mersin’e.

Bir kardeş geldi bu arada sana, adını Nilay koyduk, nil nehrine ışık olan ay gibi ışık olsun sana diye. Herkes eleştirdi bizi zaten hasta bir çocuğunuz var dediler, doğurma bunu, dünyaya getirme, Nil’le ilgilenemezsin o zaman dediler ama ben tıkadım tüm eleştirilere kulaklarımı ve dünyaya getirdim kardeşini. İyikide getirdim, onunla birlikte büyüdün sende. Büyük olan sen olmana rağmen, abla olan Nilay oldu sana. Nilay’dan çok şey öğrendin zaman içinde sevdin onu, kıskansanda kabullendin ve ilk tepkilerini ona verdin. Yeniden uzandın aydınlığa. Yeniden bize doğru bir adım daha attın.

Sana oyuncaklar aldım çeşit çeşit, kitaplar aldım sonra resimli ve sesli. Bıkmadan usanmadan okudum sana, bıkmadan usanmadan oynadım seninle. Oyunla öğretmeye çalıştım bir çok şeyi. Algılarını geliştirmek ve açık tutmak için ne gerekirse yaptım. Sana tuvalete gitmeyi öğrettim sonra. Kolay olmadı elbette sana bir şey öğretmek, aylarımı aldı. Saatlerimiz banyoda geçti, sen inatçıydınhem de hem ne inat! sorma. Ama bende kararlıydım en az senin kadar kararlıydım, pes etmeyecektim bu kez sana tüm varlığımla direndim. Ve sonunda tuvalate gitmeyi öğrendin. Bir küçük basamak yaptırdık babanla sana klozete erişebilmen için. Ve sen sevdin onu, benimsedin, o günden sonra bir daha asla klozet dışında bir yeri kullanmadın.

Soyunmamayı öğrettim sonra sana. Hayır demenin ne demek olduğunuda. Yüzmeyi öğrettim sonra bir gün, suyu özellikle havuzu nasılda çok seviyordun. Özel eğitime de devam ediyordun ama hala bir şeyler eksikti sanki. Puzzle’ın bazı parçaları yoktu ortada hissediyordum bunu ama neredeydi o parçalar neydi bilemedim uzun bir süre. Heryere baktım, her yerde aradım o eksik parçaları. Sonunda buldum eksik parçanın ne olduğunu, bu spordu! ciddi ciddi spor desteğine ihtiyacın vardı, sadece kaslarının gelişimi için değil algılarının da açılımı ve gelişmesi için spor yapmalıydın.Yeniden göründü bize gurbet yolları bir kez daha ayrıldım yaşadığım kentten senin için. Ama bu son değildi bir yeni başlangıçtı bizim için. Önümüzde akıp giden yolla ve manzarayla birlikte hayatımızda değişiyordu şimdi.

Öğretmenine, yaşam koçuna inandım. Seni ellerimle ona teslim ettim. Onlara hiç itiraz etmedim güvendim. Haftalarca direndin hocana haftalarca ağladın, inat ettin, yüreğim acıdı sana bakarken ama görmezden geldim senin ağlayışlarını, kollarıma her koşuşunda seni kucaklayıp hocana geri teslim ettim. Ama sonunda kırıldı inadın, pes ettin, kabul ettin hocanın otoritesini. Ve kabul ettiğin an inanılmaz büyük bir adım attın. Mucizevi bir şeydi, sen hocanın elini tuttun ve yürüyüp çıktın hocanla birlikte o dipsiz o sessiz o karanlık kuyudan. Artık bizimleydin, bizi görüyor, bizi fark ediyor ve tepki veriyordun. Bisiklete bile biniyordun hocanla birlikte, yüzüyor, koşuyor, spor yapıyor ve bundan keyif alıyordun. Hocanı çok seviyordun, onu beni öper gibi sevgiyle öpüyor, bana sarılır gibi sarılıyordun. Emeği geçen hocalarına sonsuz teşekkür ettim.

Geceleri sabahlara kadar susmaksızın ağlardın kızım, spor sayesinde uyur oldun,dönmelerin, el hareketlerin bariz bir şekilde azaldı. Kardeşinle, kuzenlerinle temas kurur oldun, hatta onların yaptığı ama senin hoşlanmadığın bir şey olduğunda gelip onları bize şikayet eder oldun. Tüm bunlara inanmak hayli zordu ama gerçekti ve görüyordum. Tüm bu gelişmeler içimdeki ümidi iyice büyüttü. Ama sadece sana dair duyduğum bu ümit yetmedi bana. Kendimi seninle birlikte tüm diğer otistik çocuklardan sorumlu hissettim. Çünkü birileri sana yaşam koçluğu yaparken bende başkalarının çocuklarına yaşam koçluğu yapıyorum babanla birlikte ve o çocuklardan ve o çocukların ailelerinden çok etkilendim. Sosyal bir sorumluluktu bu kimsenin görmezden gelemeyeceği. Kararımı verdim elini uzatan her çocuğa yardım edecektim. Onlarıda çekip alacaktım o kara delikten ve tıpkı benim kızımı bana teslim eden o hocalar gibi teslim edecektim annelerinin kucağına.

Bilgi ve deneyim çok önemli. İçinde yaşadığımız yüzyıl bilgi çağı. Ve bilgi ancak paylaşılırsa, uzmanlık kazanılırsa değerliydi bunu biliyordum. Bir anne ve sorumluluk sahibi bir insan olarak tüm çocuklar bizimdi, çocuklar aslında sadece bizim değil tüm toplumun, sonuçta hepimizindi. O zaman vakit kaybetmeden bende üstüme düşeni yapmalı ve bir adım atmalıydım, onların sessiz çığlıklarını duyuyordum, yüreğim elvermiyordu, ardımı dönüp gidemiyordum bile bile onları nasıl görmezden gelir ve sırtımı dönüp gidebilirdim. Gidemedim. O çocuklara doğru ilerleyip ellerinden tutmalı ve onlarıda Nilim gibi kucaklamalıydım. Babanla birlikte Otismer Mersin Otizm Spor Kulübünü kurduk. O günden bu güne çok yol aldık. Daha da çok yolumuz var…

Hayatta hiçbir şey istediğin gibi olmayabilirmiş öğrendim. Hayat beklentilerini sana sunmayabilirmiş kabul ettim. Farklılıklarımıza saygıyla eğilmek gerekirmiş şükrettim. Gece ne kadar karanlık ve fırtınalı olursa olsun ertesi sabah güneş açıp hava güllük gülistanlık olabilirmiş gözlerimle gördüm.

Benim nilim dediki bana sessizce “anne ben hasta değilim, ben farklıyım senden hepsi bu. Kabul et benim farklılığımı ve korkma bu farklılıktan. Farklılığıma saygı duy ve beni destekle. Yaşam alanlarımı bu farklılığı göz önünde bulundurarak yeni baştan düzenle. Olumsuzluklarımı gidermemde bana yardımcı ol. Bana yol göster, yaşam rehberim ol, farklılıklarımı olumluluğa çevir ve geliştir. O zaman göreceksinki hayat kalitemiz daha iyi olacak ve yaşam hepimiz için daha yaşanılır kılınacak.”

Ben dinledim kızımı, anladım onun söylemek isteyip de bir türlü dile getiremediği gerçekliğini. Veeşimle birlikte hayatımızı yeni baştan Nil’in farklılıkları ve farkındalıkları üzerine yeniden düzenledim. Nilim, kınalı kuzum sende annen ve baban gibi sporcu olacaksın. Otizmli diğer tüm çocuklarmızla birlikte sende Otismer’de sporla büyüyüp, sporla gelişeceksin...

Özgür Gürbüz Pektaş

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder