25 Aralık 2012 Salı

Kızlarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Kızlarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu





Kızlarda DEHS: Görünenin çok ötesinde

Daha önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi, DEHS tanısı konulan çocukların büyük bir çoğunluğu erkek çocuklardır. Büyük ölçüde erkeklerden oluşan DEHS klinik nüfusuna dayanan veriler bilimsel araştırmaların çoğunda temel oluşturur. Medya tarafından sıklıkla cinsiyete değinilmeksizin bildirilen araştırma sonuçları, üstü kapalı olarak sonuçların eşit ölçüde hem kızlara, hem de erkeklere özgü olduğu mesajını verir. Ancak, gerçekten öyle midir? Kızlar ve erkeklerin geçirdikleri deneyimler arasındaki farkları aydınlatan bir cinsiyet araştırması, bizi bu varsayımın geçerliliğini sorgulamaya ve bunun etkilerini düşünmeye yönlendirmelidir.

DEHS hakkındaki bilgi bolluğuna rağmen, DEHS’li kızların deneyimleri konusunda sandığımızdan çok daha az bilgi sahibiyiz. DEHS ilk kez bir İngiliz dergisi olan “The Lancet”de, 1902 yılında tanımlanmıştı. Sendromun adı, aşırı hareketlilik içermeyen bir DEHS olasılığını ise ancak 1980 yılından sonra yansıtmaya başladı. O halde, 1980 yılından önceki dönemlerde önemsiz sayıda kız çocuğuna dikkat problemleri ile ilgili tanı konmuş olması pek de şaşırtıcı değildir.

1980’den bu yana, Tanı ve İstatistik Kılavuzu’nun (Diagnostic and Statical Manual) her baskısı DEHS’nin kavramsallaştırılması konusunda güncel ve geçerli düşünceyi (Amerikan Psikiyatri Birliği, 1968,1980,1987,1994) yansıtmak amacıyla düzeltilmiştir. Sendrom, daha tipik olarak DEHS’nin erkek temsilcilerine dikkat çeken bugünkü yaklaşımın güçlü bir yansıması olacak şekilde, kılavuzun 4. sayısında (DSM-IV (Amerikan Psikiyatri Birliği, 1994), Yıkıcı Davranış Bozuklukları başlığı altındaki grupta yer almıştır. DSM-IV, ifade edilen baskın özelliklere dayanan üç alt tip tanımlamaktadır. Farklı alt tipler, genel anlayış doğrultusunda bu başlıklar altında anlatılacaktır, bunları katı ve değişmez kategoriler olarak kavramsallaştırmadığımıza dikkatinizi çekeriz. Bir çok DEHS’li kız çocuk muhtemelen bazı tanımların bir bileşimi olacaktır. Buna ek olarak bu kitapta, DSM-IV içinde yer almayan, DEHS’li kızlara özgü bir dizi duygu ve kavrama biçimi de anlatılmaktadır.

Hiperaktivite ve dürtüselliğin öne çıktığı tip

Belirtileri DEHS’li erkek çocuklarınkine benzediğinden, aşırı hareketli kızlar en kolay farkedilenlerdir. Büyük olasılıkla, değerlendirme için kliniğe başvuran kızların çoğunluğunu bu grup oluşturur, oysa DEHS’li kızların yalnızca küçük bir bölümü bu gruba dahildir. Bu tipler gürültücü, fiziksel olarak aşırı hareketli, sırasını beklemeyen ve tehlikeye atılmaktan çekinmeyen zahmetli çocuklardır. Bu kızların çoğu karşı çıkan, saldırgan ve yaşıtlarının kişisel sınırlarına saygı göstermeyen tiplerdir. DEHS’li olmayan çocuklara nazaran, bu kızlara acil servis bölümlerinde dikiş atılırken veya sarsıntı tedavisi görürken daha sık rastlanır. Sınıfta bu tipler çileden çıkmış bir öğretmen tarafından yerlerinde oturmaları, önlerine dönmeleri konusunda uyarılan kızlar olabilirler. Davranışları “tipik” sessiz ve uysal kız tipinin tam karşıtı olduğundan, bu tür kız çocukları öğretmen ve anne babaların gözünden kesinlikle kaçmayacaktır.

DEHS’nin hiperaktif/dürtüsel alt tipinde yer alan bir çok kız üç veya dört yaşlarındayken anne babaları tarafından “farklı” veya “zor” olarak tarif edilirler. İlk dikkati çeken hiperaktif davranışları anne babalarda sıklıkla hayal kırıklığına yol açar. Küçük oğlan çocuklarından haşarı davranışlar beklenirken, benzeri davranışlar gösteren kız çocukları yüzünden anne babalar mahçup olurlar. İncelemeler göstermiştir ki, bu tip davranışlar gösteren kız çocukları çoğu zaman aynı davranışları gösteren erkek çocuklarına göre çok daha acımasızca eleştirilir (Barkley ve grubu, 1992). Bu kızlar futbol veya basketbol takımlarında taşkın oyuncular olarak sosyal başarıyı yakalayabilirler. Bu durum onları yıldız atlet olma peşinde koşmaya zorlayabileceği gibi, ağır öfke nöbetleri de bu güçlü semptomların bir parçası olabilir. Öfke nöbetleri, inatçılık ve bir biçimde duygusal yoğunluk özellikleri taşıyan bazı kızlar diğer bir alt gruba girerler ki, bu kızlar hem ilaç tedavisi, hem de diğer tedaviler açısından farklı yaklaşımlar gerektirebilirler.

Bu gruptakilerin öğrenme bozukluğu gösterme olasılıkları DEHS’li diğer alt gruplara giren kızlara oranla daha fazladır (Seidman ve grubu, 1997). Odaları ve ders masaları dağınık, el yazıları genellikle kötüdür. Yazı sayfa kenarlarına taşmış, kelimeler aralıksız peşpeşe gelmiş veya maddeler arasında satır atlama unutulmuş olabilir. Bazen yazı yazmak için gerekli olan ince hareket ayarı bu çocuklara rahatsızlık verebilir, harflerin boyutlarını ve kalemin kağıda basıncını kontrol etmekte zorlanabilirler. Bunlar, bir kaç satır yazdıktan sonra oluşan krampları geçirmek için ellerini sallayan çocuklardır. Aslında ev ödevleri zihinlerindeki bilgilerin kaydındaki karmaşayı yansıtır. Yanıtlar doğru olabilir, ama, ancak gözüpek bir öğretmen dikkatsiz bir kız ya da oğlan tarafından karalanmış gibi görünen bir kağıdı dikkatle inceleyip çözümleyebilir.

Karışık tip

DEHS’li bir çok kız cinsiyetlerinden beklenen role daha çok uyar ve erkeklere kıyasla daha az karşı gelir, daha az saldırgan ve isyankar davranır. DEHS’nin kızlarda daha sık rastlanan bu biçimi, huzursuz, kıpır kıpır ve açıkça aşırı hareketli olmaktan ziyade aşırı tepkisel görünen kızları kapsar. Bunlar okulda fazlasıyla konuşkan olan ve kıkırdayan kızlar olabilirler; karnelerinde “sessizce çalışmakta güçlük çekiyor” görüşü bulunabilir. Ya da bir öğretmenin “Ciddiyetle eğilir ve daha fazla gayret ederse, potansiyelini gösterebilir” önerisi yer alabilir. Kolayca heyecanlanabilir, diğerlerinin sözünü sık sık kesebilir, konudan konuya atlayabilir ya da aynı konu üstünde durmadan konuşabilirler. Öylesine coşkulu ve baskın tavırlıdırlar ki, bu yüzden yaşıtları tarafından karizmatik sosyal liderler olarak görülebilir ya da diğer bir olasılıkla zorba, inatçı ve şımarık olarak algılanırlar.

Sık sık değişen ruhsal durumları, sinirli tartışmaları veya gözyaşlarıyla duygusal açıdan aşırı tepkiseldirler. Bir kez sinirlendikleri zaman öfkeleri hızla artar ve “Bir daha seninle asla konuşmayacağım”, “sen şimdiye kadar gördüğüm en kötü insansın” gibi ültimatomlara başvururlar. Evde aşırı duyarlı, saati saatine uymayan, isteksiz ve terslikler karşısında dayanıklılık göstermekte zorlanan kişilerdir. Bazı kızlar uyanmakta ve evden çıkmakta güçlük çeker, sonuçta sık sık okula geç kalır. Hayatlarından memnun olmadıklarını ve bunun “sizin hatanız” olduğunu açıkça söyleyebilirler. Bir başka yaygın başa çıkma yöntemi dağınıklıklarını, unutkanlıklarını ve kafalarının karışıklığını saklamak için yaşıtları arasında “aptal” bir kişiliğe bürünmektir. Sosyal bir lider olacak ya da kabadayılık yapacak kadar kendine güveni olmayanlar, diğerlerine yabancı kalmaktansa en azından ilişkiler kurmayı başaracakları daha itaatkar bir role bürünürler.


Dikkat eksikliğinin öne çıktığı tip

DEHS’li kızların büyük bir çoğunluğu dikkat eksikliğinin öne çıktığı tip grubuna girer ve büyük olasılıkla rahatsızlıkları teşhis edilmez. Genelde bu kızlar yaramaz olmaktan ziyade uysaldır ve akademik hayatlarında oldukça pasiftirler. Aşırı hareketsiz veya uyuşuk olabilirler. Hatta en uçta olanlar, uyku hastalığına tutulmuş gibi görünebilirler. Kültürel ortalamaların dışında görünmedikleri için öğretmenin dikkatini nadiren çekeceklerdir.

Dikkat eksikliği olan bir kızın erken dönemlerde karnesinde “Çok tatlı bir kız. Sınıfta konuşmaya biraz daha gayret göstermeli” gibi yorumlar bulunabilir. Genellikle dikkati çekmekten kaçınan utangaç bir hayalperesttir. Sınıfta kendini ifade etmekten korkar, komik duruma düşeceğinden veya hata yapacağından endişe duyar. Sıklıkla kendisini sakar hisseder ve ürkekçe saçının bir ucunu parmağına dolayarak kıvırıp durur. Tercih ettiği yer sınıfın en arkasındaki sıralardır. Dalıp gitmiş, düşünceleri çok uzaklarda olsa bile öğretmeni dinliyormuş gibi görünebilir. Bu kızlar zorluklardan kaçınır, kolayca cesaretlerini kaybederler ve çabucak pes etmeye eğilimlidirler. Özgüven eksiklikleri başarısızlıklarına buldukları “Ben yapamam,” “Çok zor,” “Biliyordum ama şimdi hatırlayamıyorum” gibi mazeretlere yansır.

Dikkat eksikliği olan kızlar okulla ilgili konularda büyük olasılıkla düzensiz, unutkan ve çoğunlukla kaygılı olurlar. Sınıf içi çalışmaları zamanında bitiremedikleri için öğretmenleri bezdirebilirler. Yanlışlıkla gerçekte olduklarından daha az zeki oldukları sanılır. Bu kızlar bir pojede gönüllü olmaktan veya teneffüslerde arkadaş gruplarına katılmaktan kaçınırlar. Bir hata yaptıkları takdirde diğer çocukların onları aşağılayacağından endişe ederler. Zaten hata yapacaklarından da emindirler. Gerçekte, en büyük korkuları sınıf önünde konuşmaktır; öğretmenle göz temasından kaçınmak için öğretmenin onların varlığını bir an için unutacağı ümidiyle gözlerini kitaplarına dikerler.

Öğretmenle etkileşimleri kaygı yüklü olduğu için yanıtı bilseler bile kendilerini ifade etmekte güçlük çekerler. Bazen işitme güçlüğü çektikleri veya dil yeteneğiyle ilgili sorunları olduğu sonucuna varılır. Büyük olasılıkla, kaygıları konsantrasyonlarını bozarak geçici olarak konuşma dinleme yeteneklerini azaltır. Genellikle bu kızlar kendilerini rahat hissettikleri aile ortamlarında veya yakın arkadaşlarıyla böyle problemler yaşamazlar.

Dikkat dağınıklığı olan, üstün zekalı ve öğrenme güçlüğü çekmeyen kızlarda DEHS çok geç farkedilir veya hiç farkedilmeyebilir. Bu zeki kızlar bilişsel güçlüklerle başa çıkacak yetenek ve kaynaklara sahiptir, ancak bu karmaşık bir lütuftur. Psikolojik sıkıntıları öğrenme veya bilinç dışı özümseme yoluyla içselleştirilir. Bu şekilde sorunlar açıkça belli olmaz, ama yaptığı zarar azalmaz. Bu kızların bir bölümü üniversite yıllarına veya daha sonrasına kadar farkedilmeyecektir ve bir çoğuna hiçbir zaman tanı konmaz-, birlikte yaşamak zorunda kaldıkları kronik stres, başarmak için harcanan zahmetli, gizli gayretlerin neden olduğu zarar kaygı veya depresyona yol açabilir.


DEHS’li kızlara ilişkin sorunlar

Bu bölümün kalanında, gelişim devrelerine bakmaksızın DEHS’li kızlarda ortya çıkan sorunlar yer alacaktır.


Olgunlaşmadaki gecikmeler

DEHS’li kızlar gelişmelerinin her devresinde, toplumsal olarak kabul edilebilir bir hızla “yaşlarına uygun” geçişler yapmaya zorlanırlar. Her yeni gelişim devresiyle ustalaşılması gereken yeni beceriler ortaya çıkar. Ancak, DEHS’li kızlar bu becerileri kolaylıkla edinemez; doğrusu, gereken becerilerin bazıları, evde, okulda ve yaşıtlar arasındaki yan etkileriyle birlikte, işkence edercesine yavaş gelişir.

DEHS’li kızların beceri gelişiminde üstesinden gelmesi gereken bir çok gecikme vardır. Tüm bu gecikmeler bir araya geldiğinde DEHS’li kızların yaşlarına göre neden olgunlaşmamış kabul edildikleri anlaşılır. Bu gecikmeler genellikle kendilerinden yaşca daha küçük çocuklarla oynarken duydukları büyük rahatlık veya küçük kardeşlerinin oyuncaklarıyla oynamaktan duydukları memnuniyet ile kendini gösterir. Saate bakarak zamanı okumayı, sol sağ ayrımı yapmayı ve çantalarını yerleştirmeyi öğrenmeleri daha uzun zaman alabilir. Bu becerileri kazanmak için destekleyici anne babaların rehberliğinde alıştırmalar yapılırken, başlangıçta bir çok ıstıraplı deneme yanılma yaşanabilir. Kendilerine sık sık “Neden herkese kolay gelen şeyler bana bu kadar zor geliyor?” sorusunu sorarlar.

Anne ve babalar kızlarına herkesin kendine göre bir öğrenme hızı olduğunu hatırlatarak, yeni becerileri zamanla ve alıştırma yaparak kazanacakları konusunda güven vererek yüreklendirici ve destekleyici bir rol oynayabilirler. Genellikle, anne babalar kızlarına güven verebilecek duruma gelmek için, bir profesyonelden önce kendileri aynı güveni alma ihtiyacı duyarlar.

Olgunlaşmadaki gecikmeler tipik olarak ergenlik ve yetişkinliğin erken dönemlerine kadar devam eder. DEHS’li kızlar 16 yaşında araba kullanmaya hazır olmayabilirler; üniversiteye gitmek için 18 yaşında evden ayrılmaya hazır olmayabilirler; DEHS’li olmayan kızlar kadar erken dönemde bağımsız yaşamaya yumuşak bir geçiş yapmaya hazır olamayabilirler. Bu farkın bilincinde olan anne- babalar, kızları yaşıtlarına “ayak uydurmaya” çalışmaktan bezdiği zaman ona daha rahatlıkla güven verebilir ve bağımsız yaşamak için gereken becerileri geliştirirken uygun biçimde destek olabilirler.


Öğrenilenleri yeni durumlara uygulama

DEHS’li bir çok kız belli bir durumda öğrenmiş oldukları beceri veya startejileri benzer bir durumda uygulamakta güçlük çeker. Örneğin, Ayşen, ertesi gün okuldaki çalışmalarını yapabilmek için, okul döneminde yeterince uyumanın ne kadar önemli olduğunu zamanla öğrenmiştir. Ancak, Ayşen Cumartesi sabahı önemli bir maçı olduğunu bildiği halde Cuma gecesini arkadaşı Sema ile geçirdiği zaman bu deneyiminden yararlanamamaktadır. Cumartesi sabahı yorgun kızını almaya gelen Ayşen’in annesi, söylenmek yerine “Böyle olacağını düşünmeliydin” der. Ne kadar zeki olursa olsun Ayşen’in somut hatırlatıcılara ihtiyacı vardır. “Geceyi Sema’larda geçireceksen, her koşulda saat onbirde yatakta olacağına söz vermelisin” gibi.

Her yeni durum çözülmesi gereken yeni bir problem getirdiğinden, DEHS’li bir kızın kendisine önceden kestirilebilir bir dünya yaratması çok zordur. Kızın diğer durumlarda deneyimlerini genelleştirmesine yardımcı olmak amacıyla, dengeli bir yetişkinin birbiriyle ilgili deneyimler arasında köprü görevi görmesi gerekebilir. “En son geç yattığında ne kadar yorgun kalkmıştın hatırlıyor musun?” “Oyun sırasında dikkatli olmadığın için antrenörün sana nasıl kızmıştı, hatırlıyor musun?”


Özdenetim

Uygun davranışın yapı taşlarından biri olarak ihtiyaç duyulan en önemli bir diğer beceri özdenetimdir -kişinin belli bir durumda kendi tepkilerini gözlemleyerek, davranışını duruma göre değiştirmesi, düzeltmesi. Bu, DEHS’li kızların uyum içinde ustalaşmakta en çok güçlük çektikleri beceridir ve çok sayıda alıştırma yapmalarını gerektirir. Aynı zamanda, bu eksik olsa bile, bir çok insan tarafından var sayılan bir beceridir.

Örneğin, DEHSli bir kız başkaları söz konusu olduğunda kavrayışlı olabilir veya belli durumlarda kendini gözlemleyebilir, fakat başka durumlarda kendi davranışını denetleyemeyebilir. Yeni uyaranla bağıntı kurmak DEHS’li kız için öylesine eziyetli ve ezici olabilir, öyle çok enerjisini bu konuya yöneltmek zorunda kalabilir ki, bu durumda kendi kendini gözlemlemek ikinci dereceye itilebilir.

Anne babalar, öğretmenler ve profesyoneller “anında tekrar dinletme” yöntemiyle kızların daha bilinçli davranmasına yardım edebilir. Bu ilginç bir terapi tekniğidir; DEHSli kızlara diğerleriyle etkileşimleri sırasında kendi tepkilerini görme olanağı sağlayan bir video kamera kullanılır.



Eşzamanlı olayların idaresi

Bilişsel gelişmeyi kolaylaştıran yolda diğer bir DEHS sapağı ise aynı anda birden fazla şeyi idare etme güçlüğüdür. Tüm uyaranlar aynı ölçüde ilgi çekici ya da zorlayıcı olduğunda, DEHSli kızlar için öncelikleri belirlemek en zor işlerden biridir. O anda odaklandığı şey her ne olursa olsun (örn. Sınıfın camından görünen bir kedi), genellikle onunla rekabet eden uyaranı (örn; ev ödevini açıklayan öğretmen) dışlar. İnsanın çevresinde zengin bir uyaran kaleydoskopu fırıl fırıl dönmekteyken önceliği belirlemek çok zor bir iştir.

Dış uyaranları süzgeçten geçirip içlerinden en önemli olanı seçmek gerçekten de zordur. Bu zorlayıcı bir karardır, çünkü toplum tarafından en önemli varsayılan bir ilgi odağı nesnesi, DEHS’li bir kıza ille de ilginç gelmeyebilir. “Doğru” uyaran onun beynini yeterince uyarmayabilir, bu nedenle o uyarana dikkat etme isteği duymayacaktır. O halde bu bilişsel çaba, dikkat dağınıklığı veya kısa dikkat aralıklarını ilgilendiren bir konu değildir; bu dikkati düzenlemek ve doğası gereği çok ilgi çekici gelen bir başka uyaranı eleyerek, dikkati daha az ilginç olan uyarana yoğunlaştırma becerisini göstermekle ilgilidir.

Anne babalar ve diğerleri, aynı anda birden fazla şeyi dengede tutma konusunda güçlük çektiklerinin bilincine varmaları konusunda DEHS’li kızlara yardımcı olabilirler. Küçük bir çocuk oyuncakları-nı toplarken TV’nin kapatılması gerekebilir. Benzer şekilde, ergenliğe girmiş DEHS’li bir kızın aynı anda hem araba kullanıp, hem de konuşabilecek hale gelmeden önce sürücülük becerisini geliştirmek için, arabasında zihnini başka tarafa çekecek diğer arkadaşları olmadan daha uzun süre alıştırma yapması gerekebilir.


Değişikliklerin (geçişlerin) üstesinden gelmek

DEHS’li bütün çocuklar açısından bir durumdan diğerine geçişin ne kadar zor olduğu bilinmektedir. DEHS’li bir kız gün boyunca okul programına nihayet uyum sağladıktan sonra, karmakarışık servis otobüsü ortamı ile evde “boş” program-sız bir zaman akışıyla yüzyüze kalıverir. Okulda bütün gün kendini topladıktan sonra, evin güvenli kucağına ulaştığında fiziksel, zihinsel ve duygusal bir rahatlama vardır. Genellikle, “soğuması” için zaman verilmesi onun için en iyisi olacaktır. Bazı kızlar “açlıktan kıvranmakta-dır” (özellikle okul günü sonunda etkisini kaybeden uyarıcı ilaçlar alıyorsa bu geçerlidir). Evde yeni bir denge kurulmadan önce başka bir talepte bulunmaksızın, ona bir rahatlama süresi tanımak çok önemlidir.

Anne babalar eğer eve geldikten çok kısa bir süre sonra başlanmazsa ev ödevinin asla bitmeyeceğinden korkarlar. Bu riske rağmen, DEHS’li kızların rahatlama süresine ihtiyaçları vardır. Daha küçük yaştaki bir kız dışarıda oynama veya TV karşısında gevşeme ihtiyacı hisseddebilir. DEHS’li genç kızlar genellikle kronik uykusuzluk çektiklerinden, ev ödevine odaklanmadan önce kısa bir şekerleme yapma ihtiyacı bile duyabilirler.


Programın önemi

Bir çok DEHS’li çocuk okul dönüşü duygusal yük altında bir arkadaşıyla programsız ve zahmetli bir etkileşimle uğraşamayacak kadar fazlasıyla ezilmiştir. DEHS’li kızlara okul dönüşü bir rutin yaratmak çok yararlıdır. Örneğin, programsız gevşeme zamanı önceden belirlenmiş bir uzunlukta olabilir ve bu sınırlı devrenin ardından ödev yapma zamanının geleceğini biliyor olmalıdır. Benzer biçimde, yemek her zaman saat 7:00’de hazır olursa “daha çok erken,” “beş dakika daha,” veya “henüz acıkmadım” sözlerinin duyulma olasılığı azalacaktır.

Belirtildiği gibi önceden yapılanmış bir iç uyaran olmadıkça, DEHS’li kızların çok azı tembelliklerini yenecek ve yeni bir aktiviteye başlama gücü bulacaklardır. Gerçekten, özellikle süregiden bir şeyin aniden sonuna geldikleri takdirde, değişikliklere belirgin bir karşı koyma görülebilir.

“15 dakika içinde bilgisayarı kapatma ve duşa girme zamanı gelecek” gibi gürültüsüz, sakin ve arkadaşca ifadeler anne baba ve çocuk arasında tatsız bir güç yarışını önlemekte yararlı olabilir. Uyumlu bir anne baba tarafından önceden yapılan böyle uyarılar, çocuğun evde tuzağa düşürülmüş ve kontrolden çıkmış hissine kapılmasını da önleyebilir. Öğretmenler genellikle ışıkları söndürüp yakarak veya kısa bir melodi dinleterek rutin değişiklikleri duyururlar. Böyle iletişimler aslında DEHS’li bir kızın neler olacağını tam olarak bildiği ve şaşkınlığa düşmediği için gurur duymasına olanak sağlar. Benzer biçimde evde de, DEHS’li bir kıza ne beklemesi gerektiği, kabul edilebilir davranışların neler olduğu ve kabul edilemez davranışların sonuçlarının neler olacağı hakkında ne kadar çok bilgi verebilirseniz, kendi dünyası ona o ölçüde daha güvenli ve önceden kestirilebilir gelecektir.


Uyarıcı düzeylerini ayarlamanın önemi

DEHS’li bir kızda “doğru” uyarım düzeyini bulmak için verilen uğraş süreklidir. Bir yandan duyuları için yüksek uyarıma çok ihtiyaç duymaktadır. Yenilikle karşılaştığı zaman beyni en yüksek uyanıklık düzeyine ulaşır. Diğer bir deyişle, yeni bir şeyin sağladığı heyecan için nörolojik olarak kabının sınırlarını zorlamaya itilir. Beyni düşük-uyarım veya “can sıkıntısı” söz konusu olduğunda en ideal işlerlik düzeyine çıkamaz. Doğrusu düşük-uyarıcılı, sıradan bir durumda DEHS’li kız, eğer ortada başka bir uyarıcı yoksa, gürültü yapabilir, renk, heyecan, karmaşa veya çelişki yaratabilir.

Beynini ideal işlerlik konumuna getirmek için uyarım düzeyini dikkatle ayarlayamadığı için aşırı uyarılmaya kadar gitmeye eğilimlidir. Böyle olunca da, daha az uyarıcı bir ortamın rahatlığını aramadan önce, bu koşullar gözyaşlarına ya da bir felakete yol açabilir. Ansızın, eğlence aşırı eğlenceye dönüşür, kahkaha histeriye benzer bir hal alır, kendisini zihni karışmış hissedinceye kadar görüntü ve ses bombardımanına maruz kalır. Derken ümitsizliğe kapılır ve çaresizlik içinde kendisinden hiç bir şey talep edilmeyen, hiç bir etkileşim beklenmeyen ve dışarıdan gelen hiç bir uyarıcının olmadığı bir yere çekilmeye ihtiyaç duyar. Aslında, faaliyetini durdurup gücünü tekrar toplama fırsatını aramaktadır. Sarkaç aksi yönde sallanmaktadır. Karışıklık çıkardıktan sonra, birdenbire yalnız kalmak ister.

Gözlemci bir anne baba veya öğretmen çocuğun dayanılmaz bulduğu tetikleyicileri sezinleyip, “aşırı yüklenme” ölçüsüne varmadan önce bir yolunu bulup, onun bu durumdan kurtulmasına yardım ederek ortalığı yatıştırdığı takdirde, bazen felaket önlenebilir. DEHS’li kızlar ve hatta kadınlar kendi hallerine bırakıldıkları zaman, duygusal ve fiziksel olarak tükeninceye kadar yaklaşmakta olan “çarpışmayı” göremeyebilirler.

Çoğunluğun DEHS fenomeninden kuşku duymasına yol açan, bu tanımlama onun dünyasındaki tutarsız duyusal algılamayı gösterir. Nasıl olur da bir insan böylesine tutarlı bir biçimde tutarsız olabilir? DEHS’li kızlarda durum her zaman böyledir, bazen çok fazla karşılık verir bazen de yetersiz. Onun tepkilerini düzenlemek ve denetlemek için gösterdiği bu bitmez tükenmez çaba DEHS’nin en belirgin özelliğidir.


Aşırı duyarlı merkezi sinir sisteminin etkileri

Tüm kızlar bu kategoriye girmez, ancak aşırı duyarlı merkezi sinir sisteminin başarıyla idaresi DEHS’li bir çok kız için ilk sırada yer alan nörobiyolojik güçlüktür.

Dokunma duyusu hassasiyeti

Tayttan başka bir şey giymeyen bir kız tanıyor musunuz? Tişörtlerinin arkasındaki etiketleri söken birini? Size önemsiz görünen bir yaralanmadan sonra dramatik biçimde ağlayan birini? Ya da kucaklanmaktan kaçınan birini? Bütün bunlar bazen aşırı-duyarlı bir dokunma duyusunun göstergesi olabilir, buna dokunmaya aşırı tepki gösterme (tactile defensiveness) de denir. Yün veya başka bir kaba malzemeden yapılmış, beli sıkarak rahatsızlık veren giysiler, dokunmaya karşı hassasiyetlerinin tam olarak farkında olmasa bile DEHS’li kızların bir bölümü için oldukça can sıkıcıdır. Merkezi sinir sistemini uyaran bu tanımlanması zor, düşük seviyedeki uyaran ısrarlı ve tahriş edicidir. DEHS’li bazı kızlar kendilerine dokunulmasından hoşlanmazlar; kafeterya kuyruğunda sıkışıp, itişerek durmak onlar için neredeyse katlanılmazdır. Böyle kızlar grup aktiviteleri söz konusu olduğunda tereddüt eder ve teyze, hala tarafından öpülmek istendiğinde başlarını çevirirler. Bunun nedeni kabalık veya soğukluk değil, fakat bu tür duyusal aşırı uyaranlardan fiziksel olarak kaçınma ihtiyacıdır.

Anne babalar kızın rahat giyinme ihtiyacını ciddiye almalıdır. Rahatsızlık veren bir giysi etiketi veya blucin kemeri dikkatini dağıtmadığı takdirde, okulda dersleri üzerine yoğunlaşabilir. Kızınızın katlanma sınırlarına saygılı olun ve her gün eve geldiğinizde ısrarla onu kucaklamaya çalışmayın. İlk hareketin ondan gelmesine izin vermek yararlı olabilir, böylece fiziksel temas için daha hazırlıklı olacaktır. Sevgiyi göstermenin fiziksel olmayan bir çok yolları olduğunu kabul edin ve alternatif davranışlar üzerinde birlikte düşünün.

Rahatsız edici duyulanımlarla dikkati dağılan bir kız öte yandan zevkli olanlar üzerinde aşırı yoğunlaşabilir. Örneğin, diğer tüm zorunluluklara aldırmayarak, ılık su dolu bir küvette oturmaktan büyük zevk alıyor olabilir. Yarım saat sonra onu hala kuvetin içerisinde henüz yıkanmamış olarak, ayak parmaklarıyla yaptığı dalgacıkları seyrederken bulabilirsiniz. Önceden bir zaman sınırlaması getirerek ve “Çıkmak için on dakikan var, saçını yıkama zamanı” gibi bir uyarılarda bulunarak, yapması gereken işe dönmesine yardımcı olabilirsiniz. Genelde, duyarlı olduğu duyulanımları farketmesine yardımcı olmak, bunlarla başa çıkma yöntemleri geliştirmesinde yararlı olacaktır.


Fiziksel şikayetler

Bu kızlar çok fazla hassas oldukları ve duygusal durumları ile sürekli ilişkileri olmadığı için kaygı ve öfke gibi duygular başağrısı, karın ağrısı gibi iç organlarla ilgili, fiziksel şikayetler şeklinde yaşanabilir. Bu tür veya diğer fiziksel semptomları kardeşlerinden daha sık gösterebilir ve anne babayı endişelendirebilirler. Anne baba ve doktorlar bu rahatsızlığın fiziksel nedenini araştırdıkça, kızın diğerlerinden farklı ve anlaşılmaz biri olduğuna dair inancı pekişir. Bir yaralanma sonrasında çığlıklar, gözyaşları veya ardı arkası kesilmeyen şikayetler göz önüne alındığında, aynı yaralanmanın diğer çocukları muhtemelen daha az etkileyeceği doğrudur. Bu davranış aşırı dramatik görünse de duyularının keskin, rahatsızlığının ise gerçek olduğunu unutmamak önemlidir. Bu davranışı ne fazla yüreklendirmeli, ne de çocuğun başından geçeni önemsemez görünmelidir. En iyisi rahatsız olduğunu kabul etmek ve gerekirse tedavi etmektir.


Mesane kontrolüne ilişkin sorunlar

Sık sık idrara çıkma ve/veya yatak ıslatma (enuresis) bu yüksek duyarlılığın bir göstergesi olabilir (Biederman ve grubu, 1995a). Bir yandan, böyle bir kız mesanesine dolan yalnızca bir kaç damla idrardan ötürü basınç hissedebilir; ki idrara çıkıncaya kadar bu keskin his çocuğun dikkatini toplamasına engel olabilir. Öte yandan, bir çok kız da kendilerini rahatlatmak için son ana kadar bekleyecektir. Rol aldıkları başka bir faaliyet üzerine aşırı yoğunlaştıkları için durum “acil” hale gelinceye kadar mesanelerindeki basıncı görmezden gelirler. Tuvalet molaları için hatırlatmalar ve otomobile binmeden önce tuvalete gitmek bu krizlerden bazılarının önlenmesine yardımcı olabilir.

Yatak ıslatma ergenliğin erken dönemlerine kadar bir problem olmaya devam edebilir. Yaygın bir DEHS senaryosuna göre, böyle bir kız gördüğü rüyaya kendisini öylesine kaptırabilir ki, bu esnada mesaneden gelen sinyallerin farkına varmaz. Tıpkı en sevdiği TV programını seyrederken sizi duymazdan geldigi gibi daha az ilginç olan mesajı gözardı edebilir ve çok geç oluncaya kadar idrara çıkmayı erteliyebilir. Yatak ıslatmaya neden olabilecek herhangi bir fiziksel sorun olasılığını ortadan kaldırmak için dikkatli ve ayrıntılı bir muayene yaptırmak her zaman akıllıcadır. Ayrıca kızlarda yatak ıslatmanın idrar yolları enfeksiyonuna tekrar tekrar yakalanma riskini artırdığını bilmek de yararlı olacaktır.

Hepsinden önemlisi, çocuğu yatağını ıslattığı için cezalandırmamalı ve kötü bir çocuk olmadığı anlatılmalıdır. Zaten kırılgan bir özgüveni olan DEHS’li kız için yatak ıslatma görülen ve saklamaya çalıştığı başarısızlıklarına acımasız bir ilavedir. Anne babanın yatmadan önce mesanesini boşaltması için çocuğu uyandırması yararlı olabilir. Yatma zamanına bir-iki saat kala çocuğun fazla sıvı gıda alması önlenmelidir. Kızınıza bunu atlatacağı konusunda güven verin. “Görüyorsun artık Berna teyze yatağını ıslatmıyor, öyle değil mi?” gibi örneklerle çocukken yatak ıslatan aile bireyleri hakkında anlatılan öyküler de yardımcı olabilir.


Tatlar ve kokular

Bir çok DEHS’li evinde tat alma duyusu, yapı ve koku hassasiyeti sorun yaratır; neredeyse evrensel olarak, yiyecek konusu en sinir bozucu sorunlardan biridir. DEHS’li bir kızın yemeye gönüllü olduğu sınırlı sayıda yiyecek olabilir. Ve bu yiyecekler yalnızca tam olarak anne babanın yaptığı şekilde hazırlandığında kabul edilebilirler. Bu durumda, düzenlemeye ilişkin talepler de vardır; yiyecekler ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalıdır, bunlar yapı itibarıyla ne çok pürüzlü ve ağır kokulu olmalı, ne de tabaktaki diğer bir yiyeceğe temas etmelidir.

Tadı ve kokusu hafif olan yiyecekler genellikle en çok kabul görenlerdir: bir çok DEHS’li kız peynir (bu da tek bir cinsle sınırlıdır) ve makarna, çorba (özellikle yerken başka bir ilgi kaynağı olabilen alfabe çorbası), tahıl gevrekleri, veya sandviç ekmeği gibi yiyecekleri yemeye isteklidir.

DEHS’li bir kız çocuğu olan ailelerde yemek yeme alışkanlıkları en büyük çatışma alanlarından biri olabilir. Yemek yeme doğal olarak dürtüsel bir faaliyettir ve DEHS ile birlikte olunca düzene sokulması daha da zorlaşır. Diğer bir çok gelişime ilişkin beceride olduğu gibi burada da, DEHS’li bir kız küçük çocuklara özgü davranışlar gösterebilir. Yemeğini çok hızlı yiyebilir ve bunun sonucunda çok fazla hava yuttuğu için gürültülü geğirmeler veya gaz ağrıları ortaya çıkabilir. İçecek önceden konulmuşsa, yemek henüz başlamadan içeceğini bir dikişte bitirebilir. Elleriyle yemekten hoşlanabilir ve tabağının yanındaki peçeteye pek ilgi göstermeyebilir. Yüzüne gözüne yiyecek bulaştırabilir veya süt bıyığı olabilir ve o bunların hiç farkına varmayabilir. Tabağındakini henüz bitirmeden ikinci yemeği isteyebilir.

Bu yelpazenin diğer ucunda ise son derece seçici ve titiz yiyiciler yer alır. Yiyeceklerin tatları, yapıları veya kokuları nedeniyle kolaylıkla baskı altında kalır. Kendini kaptırmış olduğu bir faaliyet nedeniyle yemek yemek ilgisini çekmeyebilir. Daha doğrusu bir faaliyetle çok meşgulken yemek yemeyi unutabilir. Derken, daha sıkıcı bir meşgaleye geçtiğinde -örneğin ev ödevi- birdenbire acıkmış olduğunu farkedecektir. Bu (çoğunlukla) bir manevra değildir. Çok yavaş yiyebilir ve yemekten çok yiyeceklerle oynamakla uğraşabilir. Masadan bir an önce kalkmak için doyduğunu söyleyebilir.

Çocuklar büyüdükleri zaman bu seçiciliklerini tamamen veya kısmen bırakır. Yemekle ilgili çatışmalar nadiren işe yarar. En iyisi anne babanın evde bulundurulan abur cubur türü yiyecekleri en aza indirmesi, daha fazla sağlıklı yiyecek çeşidini el altında bulundurması ve mantık çerçevesinde çocuğun kendi beslenme rejimini kendisinin seçmesine izin vermesidir.


Sese tepki

DEHS’li kızlar bazen “sağır” gibi görünebilirken, bazen de seslere fazlasıyla hassasiyet gösterebilirler. Bir anne “Bazen kızımın sağır olduğuna yemin edebilirim, çünkü bir şeyi beş kez söylediğimde bile dönüp bakmıyor” diyor. Bu olayın onun işitme duyusuyla ilgisi yoktur. Sadece başka bir konuya aşırı yoğunlaşmıştır. Özellikle talimat içeren bir mesaj söz konusu ise, anne veya babanın sesi henüz onun dikkatini çekmeyi başaramamış-tır.

Öte yandan, aynı kızın belirgin biçimde tuhaf etki yaratan seslere karşı hassasiyeti olabilir. Örneğin, ani ve yüksek gürültüler onun için korkutucu ve huzur bozucu olabilir. Ayrıca, tekrar sakinleşmesi DEHS’li olmayan bir çocuğa göre daha uzun zaman alabilir. Bir çok kız reklamlar sırasında TV’nin sesinin yükselmesinden şikayetçi olur. Hoş olmayan, düşük seviyede rahatsız edici seslere ışıklandırmadan gelen cızırtılar, saatin tik takları ve radyodaki parazit dahildir. Başucunda bir dijital saat olursa daha rahat edebilir. Kalabalık, gürültülü olaylar, örneğin bayramlarda atılan havai fişekler ona rahatsız edici gelebilir. Aynı anda birden fazla ses de onu çileden çıkma noktasına getirecek kadar sinir bozucu olabilir. Çığlıklar, gıcırdayan salıncaklar ve teneffüste tahtaya çarpan topların sesi onu sinirlendirebilir; gücünü toplayabilmek için arbededen uzaklaşıp, nispeten daha sessiz bir ortama çekilmek isteyebilir.

Buna karşın, aynı çocuk evde avazı çıktığı kadar şarkı söyleyerek dansedebilir veya sevdiği TV programının sesini sağır edici şekilde açabilir. Ancak, yan odadan onun hakkında fısıltıyla söylediğiniz sözcükleri bile işitebileceğini göz ardı etmeyin. Diğer duyular gibi, her kızın en fazla uyarıldığı, kendisine özgü bir ses düzeyi vardır; sessizlik fazla sakin, kaos ise fazla gürültülüdür. Gürültü düzeyi düşüncelerini de içermektedir ve rahatlatıcı bir dengenin yakalanması bazen çok güçtür.

Bu duyarlılıkla ilgisiz olmakla birlikte DEHS’li kızlarda tekrarlanan kulak enfeksiyonlarına yakalanma olasılığı, DEHS’li olmayan yaşıtlarına oranla beş kat daha fazladır (Adesman ve grubu, 1990).


Beden hareketleri

DEHS’li kızların bazıları mükemmel atletlerdir, öte yandan bazı DEHS’li kızlar koordinasyon güçlükleri çekerler, bu da onları sakarlaştırır ya da daha çok tökezler, düşer veya mobilyalara çarparlar. Bu tür kızların sporda kendilerini rahat hissetme olasılığı azdır ve “spastik” denilerek alay konusu olabilirler.

Koordinasyonu iyi olmayan DEHS’li kızlar vücudun dikey eksenini karşılaştırmayan sporlarda-bunlar sağ ele veya ayağa karşılık vücudun sol yanını kullanmayı veya tam tersini gerektirmeyen sporlardır- iyi olmaya eğilimlidir. Aynı şekilde takım oyunu içermeyen sporlarda daha başarılı olmaları muhtemeldir. Bu sporlar daha ziyade ip atlama, bişiklete binme, yüzme, jimnastik, dövüş sanatları, yürüyüş ve koşma gibi faaliyetleri içerir. Bu tür faaliyetlerden birine katılmak becerileri geliştirebilir, kendini daha iyi ve sağlıklı hissetmesini sağlayabilir. Aynı zamanda, benzer yapıdaki kızlarla ilişki kurmanın da iyi bir yoludur. Kızınızın alıştırma yaparak becerilerini geliştirme girişimlerini “Yemekten sonra bisiklete binelim” gibi önerilerle destekleyebilirsiniz.

Vücutları, kolları ve bacakları rastlantısal hareket ettiği için DEHS’li bir çok kız “çarpmadan kaynaklanan yaralanmalar” yaşar. Duvara çarpmaktan ötürü parmaklarda sıyrıklar, masanın bacağından kurtulamayan dizler ve bazen kafada bir şişlik anlamına gelebilen ani sıçramalar. Sıklıkla kendilerini mobilyalar ve duvarlar tarafından yanıltılmış ve mahçup hissetmenin yanı sıra, kendi algılarına güvenemeyeceklerine dair o bildik duyguya kapılırlar. Jimnastik veya modern dans dersleri yoluyla boşlukta ve diğer şeylerle ilişkili olarak bedeninin farkında olmasına yardımcı olabilirsiniz. Bir çok çocuğun kafası başka bir şeyle meşgulken kazalar yapabileceğini söyleyerek ona güven verin.


Takıntılı davranışlar

DEHS’li bir kızın iç dünyasında sık sık yaylım ateşi gibi gelip, fırıl fırıl dönen düşünceler, içeriden sızan duyguların yanı sıra dışarıdan hiç süzülmeden, aralıksız akan uyaranların da katlımıyla oluşan kaotik bir düzensizlik hüküm sürer. Düşüncelerin hızı yavaşlatılamaz ve onlar böyle yıldırım gibi geçerken belli bir ilgiye yönelik düşünceyi durdurmak zor olur. Çocuğun sinirlerini fazlasıyla bozan bu düzensizlik duygusu genellikle, başkalarını da çileden çıkarabilen, darmadağınık bir masa, çanta, oda ve/veya elyazısıyla kendisini gösterir.

DEHS’li kızlardan bazıları içlerindeki bu duygudan o kadar rahatsız olurlar ki, denge sağlamak için çeşitli yöntemler bulmaya çalışırlar. Bu kontrol dışı duygudan kaçınmanın bir yolu dış etkenlere saplantılı düzenler uygulamaktır. Bu şekilde kız, esneklikten yoksun kalma pahasına da olsa denetim duygusunu artıran bir yapı yaratır. Kişinin düzenlemeler yaparken takıntılı olması zaman kaybına yol açar ve genellikle takıntılı kızın sınıfta bir şeyleri hep sonuncu olarak bitirmesiyle sonuçlanır. Bu davranış kargaşa ile birlikte doğallığı da azaltır. Aslında bu kız kendini denetleyemediğini düşündüğü için doğal ve içinden geldiği gibi davranmaktan korkabilir. Ve düzen arayışı esnasında yaratıcılığa giden bir çok yolu da kapatır.

Kızın takıntılı denetimleri, kaygılandığı veya kendini baskı altında hissetiği zaman artacaktır. Anne baba çocuklarının “düzenliliğini” överken, bir yandan da aşırı takıntılılığın bir kaygı işareti olduğunun farkına varmalı, yaşamındaki stres düzeyini azaltmak için kızlarının yardıma ihtiyacı olduğuna işaret edebileceğini bilmelidir. Örneğin, kontrol etme, tekrar kontrol etme, malzemeleri sayma veya yıkama gibi takıntılar günlük işlevleri engellediği zaman, kız çocuk DEHS için olduğu kadar, kaygı için de tedaviye ihtiyaç duyabilir.


Utanma

Kültürün kendi cinsinden oynamasını beklediği rolü oynama kabiliyetinden yoksun olmak bir çok kadında utanma duygusuna yol açar - Sari Solden’in geniş bir biçimde (Women with Attention Deficit Disorder,1995) kitabında ele aldığı bir mesele. DEHS’li kızlar pasaklı, saçı başı dağınık, yanıt beklenen davetiyelere yanıt vermeyi unutan kişilerdir-nedenini anlamasalar da farklı olduklarını bilirler. İlkokulda özgüvenlerine ilişkin düşünceleri, yetişkinlerin değerlendirmeleri ve kendi yaşıtları arasına kabul edilmekten ibarettir. Eksiklerini kapatmak için çaresizce girişimlerde bulunurlar - özdenetim sağlamaya yönelik, aptallığa, saldırganlığa, karın ve baş ağrıları gibi fiziksel şikayetlere, içe kapanıklığa karşı takıntılı çabalarla girişimlerde bulunurlar. Ne yazık ki, ne kadar çaba gösterirlerse göstersinler sürekli olarak başarılı olamayacaklarını öğrenirler. Ne acıdır ki, elden gelenin en iyisini yapsalar da, beklenen ödül her zaman alınmayabilir.

Utanç, DEHS’yi yaşamakta olan kızların merkezi duygularından biridir, çünkü hayal kırıklıklarını ve başarısızlıklarını dışarı yansıtmaktansa içlerinde saklamayı tercih ederler. Kendilerini kötü hisseder, fakat rahatsızlıklarını dünyadan saklamaya çalışırlar. Küçük kızlar anne babaları, öğretmenleri, yaşıtları ve genel olarak toplum tarafından vurgulanan hataları ve başarısızlıkları üzerinde bazen farkında olmadan aşırı yoğunlaşırlar. Böylece utanç yavaş yavaş beslenerek depresyon ve kaygı duygularına yol açar.


Psikolojik endişe

Genellikle, açıkça görülebilen kaygı veya depresyon belirtileri en sonunda bir kızı yardım almak üzere başvuru yapmaya yöneltebilir. Gerçekte, göz önünde olan bu problemler nedeniyle DEHS tanısı kolaylıkla gözden kaçabilir. Genç bir kız “Yaşamımdan nefret ediyorum” ve “Kendimi değersiz hissediyorum” gibi ümitsiz ifadeler kullandığı zaman, DEHS ile yaşamaktan kaynaklanan utanç ve düş kırıklığına tepki veriyor olabilir. Diğer bir deyişle, ne kadar zeki olursa olsun, kendi duyguları ve davranışları üzerinde tam bir hakimiyet kuramadığını farketmek bir kız için gerçekten son derece moral bozucu olabilir.

Kızların erkeklere oranla daha fazla özümlenmiş psikolojik endişe yaşadıkları gösterilmiştir (Brown ve grubu, 1989). İkinci dereceden psikolojik belirtiler, başlangıçtaki DEHS semptomlarına tepki olarak ortaya çıkan kaygı ve/veya depresyonun bir sonucu olarak zamanla artar. Kaygı ve depresyon, zaten çok güç olan DEHS semptomlarıyla başa çıkma işini, şiddetli duygusal karmaşalarla dolu bir mücadeleye dönüştürür.

Anne babalar ve DEHS’li kızlarla çalışan diğer kişiler, onların karşılaştıkları bu güçlüklere “herkesinki gibi” gözüyle bakmasına yardımcı olarak hissettikleri utanç duygusu üzerinde olumlu bir etki yaratabilirler. Daha olumlu yaklaşımları olan yaşıtların bulunduğu sosyal ortamlar bulmalarına yardım ederek bu kızların kendileri hakkında olumlu duygular geliştirmelerini sağlamak çok önemlidir. DEHS’li kızların güçlü yanlarını ve ilgi alanlarını bulmak ve bu güçlü yanları geliştirmeleri için yüreklendirmek de kendi “farklılıklarından” duydukları utanç hissini dengeleyici bir unsur olabilir. Kızlar için DEHS destek grupları, güvenli, destekleyici bir ortam sağlayabilir. Bu ortamlarda kızlar daha iyi sosyal beceriler geliştirmenin yanı sıra, kendi kendini kabul duygusunu da kazanır.

Duygusal açlık

DEHS’li kızın fiziksel, zihinsel ve duygusal ihtiyaçları tatmin edilemez gibi görünebilir. Duygusal açlığı dipsiz bir kuyu gibidir ve iyi niyetli anne babalar sık sık bu kuyuyu doldurmaya çalışma tuzağına düşerler. En sonunda ortaya çıkan sonuç genellikle ağlamak üzere, fiziksel ve duygusal enerjisi tükenmiş bir anne baba ve kendini ebeveyni ile yoğun bir etkileşimle ödüllendirilmiş hisseden DEHS’li bir kızdır.

Üç dört DEHS’li çocuğun da yer aldiğı bir sınıfı idare eden öğretmenlerin tepkisi farklı olabilir. Başlangıçta sevecen olsalar da zamanları, enerjileri ve dikkatlerinin sürekli emilmesi sonucunda sinirli ve sıkıntılı bir hale gelebilirler. Sonunda, DEHS’li çocuğun “bugün benden bir şey istemedi” veya “beni müdüre gönderdi, oysa ben hiç bir şey yapmamıştım” diyerek algıladıkla-rında bir gerçeklik payı olabilir. Sınıf içerisindeki tüm öğrenciler çerçevesinden bakıldığında, bu kızların duygusal açlığı da saldırgan bir öğrencinin yarattığı etki gibi düzen bozucu ve idaresi güç bir etki yaratabilir.

DEHS’li kızlar diğer yaşıtlarının pek çoğundan daha fazla duygusal açlık içinde olduklarından, bu kızların zaman içinde sakinleşme tekniklerini ve isteklerine gem vurmayı öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Bu kızlara verilen destek kendine güvenme ve kendi kendine yetme dersleri içermelidir. Ödevini, annesinin varlığının otomatik olarak organizasyon ve duygu desteği sağlayabileceği mutfakta yapma ihtiyacını hissedebilir, ancak her matematik probleminde annesinin yardımına gereksinimi yoktur. Günlük duygusal sarsıntı ve incinmeleri hakkında konuşma ihtiyacı duyabilir, ama anne babaların, bu içten ve ciddiyetle yapılan konuşmalar sırasında yalnızca bir empati pınarı işlevi görmek yerine, kızlarının sosyal becerilerini geliştirmesine yardım etmeleri daha iyi olur. “Bir sorunum var” cümlesinin hemen ardından “ve bu konuda yapmayı düşündüğüm şey... ” cümlesi gelmelidir.


Oral (ağızla ilgili) davranışlar

DEHS’li bazı kızlar hem duygusal açlıklarına bir tepki, hem de yerinde duramama veya huzursuzluğun bir başka biçimi olarak, küçük bir hareket ve hiperaktivitenin daha zor farkedilebilir bir göstergesi olan oral davranışlar geliştirir. DEHS’li kızların problemli yeme alışkanlığını hedef alan resmi bir araştırma bulunmamasına karşın, DEHS’li kadınlar yemek yemenin yatıştırıcı ve rahatlatıcı bir aktivite olarak en yaygın problemli yeme alışkanlıklarından biri olduğunu bildirmektedir (Nadeau, 1998; Richardson, 1997; Wilens ve grubu, 1996). Bu durum bebekler ve çok küçük yaştaki çocukların gelişim çağına uygun olarak geliştirdikleri bir başa çıkma yöntemi olmasına rağmen, bazen DEHS’li kızlarda yetişkinlikte bile devam eden bir problemdir. Oral davranışın farklı biçimleri yaşa uygun olmayan ve özellikle kolağzı, düğme, yaka veya kapüşon ipi gibi giysileri emme ya da çiğneme, parmak emme veya ısırma ve tükürme gibi eylemleri kapsar. Ya da, yenmeyecek bir şeyi dille oynamak için ağızda tutmak; bunun sık sık görülen örnekleri tırnak ve/veya tırnak eti yemek, saç uçlarını çiğnemek veya emmek ya da kalem uçlarını, tükenmez kalem kapaklarını çiğnemektir. Toplumda daha kabul gören, ancak yine de oral ihtiyaçları tatmin eden davranışlar arasında ise sakız çiğnemek, nane şekeri, sert şekerler veya buz emmek yer alır. Sonraları, sigara ve içki içmek de bu amaca hizmet edebilir. Çocuklukta başlayabilen zorlantılı aşırı yeme de oral zevk arayışını yatıştırmaya yarayan başka bir davranış biçimidir. Özünde, bu davranışların hepsi kendi kendini yatıştırma girişimleridir; aslında bu davranışlar huzursuzluk, sosyal beceriksizlik, kaygı ve utanç duygularını yatıştırma yolları olarak kızın “kendi kendini tedavi” etmesine olanak sağlar.

Anne babalar zorlantılı tırnak yeme gibi davranışları acımasızca eleştirmekten kaçınmalı, bu tür davranışları güvensizlik ve hiperaktivitenin bir belirtisi olarak görmelidir. Bazı kızlar “daima bir şeyler yapma” ihtiyacı hissederler. Öğretmeni dinlerken veya ödev yaparken olduğu gibi hareketsiz durmaları gerektiği zamanlarda tırnak yiyecek veya başka bazı küçük vücut hareketleri yapmakla meşgul olacaklardır. Anne babalar kıpır kıpır olmanın en az zararlı bir yolunu bulmalarında kızlarına yardım edebilirler- lastik toplar veya diğer sıkılabilir nesneler genellikle cazip gelir. Tırnak yemeyi bırakmayı kendisi istiyorsa, bunun yerine yapabileceği bir şey vererek ona yardımcı olun-daha yumuşak plastik tükenmez kalem kapakları dişlerine zarar vermez ve tırnak yemeyi bırakırken yardımcı olabilir. Orta okul çağında kişisel bakım konusunda daha bilinçli olduğu zaman, tırnaklarını uzatabilirse özel bir tırnak cilası içeren profesyonel bir manikür yaptırmak fikri de özendirici olabilir.

Uyku bozuklukları

Dalgalanan hareketlilik düzeyleri başlıca sorun olduğundan, DEHS’li kızlarda çeşitli uyku bozukluklarının görülmesi şaşırtıcı değildir. Uyku bozuklukları arasında uykuya dalma güçlüğü, uykuda kalma güçlüğü, uyanma güçlüğü ve gün boyu uyanık kalma güçlüğü sayılabilir. Uykuya yatma saati ve uyanma saati çatışmaları ailenin en ıstıraplı mücadelelerinden biridir. DEHS’li kızların pek çoğu yatma saatine karşı koyar, çünkü bedenen bitkin düşmüş bile olsalar zihinleri aşırı hareketli olmaya devam eder, düşünceleri bedenleriyle uyumlu olarak yavaşlamamaktadır. Nadiren, uyarıcı ilaçlar varolan uyku sorununu daha da ağırlaştırabilir. Genellikle DEHS’li bir kızın uykuya dalması, DEHS’li olmayan bir kızınkinden daha uzun sürer. Buna ilaveten, kronik uykusuzluğun bir yan etkisi olarak DEHS semptomları yorgunlukla daha da artar, kız huysuz ve sinirli olabilir. Son araştırmalar uyku bozuklukları ile çocuklardaki DEHS arasında bir ilişki olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Gerçekten de, uyku apnesi ve aşırı uyku (narkolepsi) tedavisinde kullanılan Provigil adlı ilaç DEHS tedavisinde deneysel olarak kullanılmaktadır (Chervin ve grubu, 1997; Corkum ve grubu, 1998).


Uyku saati alışkanlıkları

Bir çok anne baba kızları çok geç uyuduğu için akşamları çocuksuz geçirebilecekleri bir boş zamanları kalmadığından yakınır. Akşam saat 10’dan sonra ebeveyn-çocuk etkileşimi sıklıkla enerjisi tamamen tükenmiş bir anne baba ile herşeye karşı çıkan, aşırı yorgun ve hala size “çok önemli” bir şey söylemesi “gereken” bir kız çocuk arasındaki güç çatışması biçimini alır.

Anne baba kesin olarak belirlenmiş bir yatma saati alışkanlığı oluşturarak, DEHS’li kızlarının daha iyi uyku alışkanlıkları geliştirmesine yardımcı olabilir. DEHS’li kızlar oturma odasında kardeşleriyle TV seyretmekten, uykuya yatmak için ışıkları söndürmeye nadiren hızlı bir geçiş yapabilir. Bu kızların günün yorgunluğundan sonra “dinlenip sakinleşmek” için alışılandan daha fazla zamana ihtiyacı vardır. Ilık bir duşun ardından ışıklar sönmeden önce yatakta sakin ve huzurlu geçirilecek bir süre genellikle yararlıdır. Onlara bir hikaye okumak veya daha büyükse kendi kendine bir süre kitap okumak zihinlerini günün olaylarından uzaklaştırarak uykuya hazırlar. Okumayı sevmeyen kızlar öykü veya müzik kasetleri dinlemekten hoşlanabilir. Uykuya dalarken evden gelen diğer sesleri saklayacak bir ses paravanı görevi gören, hafifçe açılmış bir radyoyu dinlemek de hoşlarına gidebilir.


Sosyalleşme

Zayıf sosyal beceriler DSM-IV DEHS tanı kriterlerine dahil edilmemiştir, ancak bu belirti DEHS’li kızlar arasında çok yaygındır. DEHS’li bir çok kız arkadaşlıkları başlatma, geliştirme ve sürdürme sorunları yaşar. Bu kızlar sosyal etkileşimi etkileyen alış veriş, çatışma çözme, sözlü ifade ve sözsüz ipuçlarını yakalamak gibi bazı becerilerde güçlük çekebilirler.

Yaşıtlarla başarılı ilişkilerde ayağa takılan başlıca engellerden biri, sosyal bir etkileşimde ölçüyü doğru olarak ayarlama yeteneksizliğinde yatar. Bu kızlar ya -açık “vazgeç” mesajlarını göz ardı ederken idealize edilmiş oyun arkadaşlarının ardından ısrarla koşarak-çok fazla uğraşırlar veya beklentileri çok fazladır ve kumanda ederler, kendi öncelikli dürtülerinin tatmini ile öylesine meşgul olurlar ki, bu arada oyun arkadaşlarının hissettiklerine ayak uyduramazlar. Her iki durumda da diğerlerinin ihtiyaçlarıyla ilgilenmeyen veya yaşıtlarının tanımıyla “kaba” kişiler olarak görülürler. Ve yine her iki durumda da en sonunda diğerlerini uzaklaştırıp yalnız kalır, bu oyunda kendi rollerini göremez ve yanlış iletişimden başkalarını sorumlu tutarlar. Ne yazık ki, bu şekilde arkadaşlarını kendilerinden daha da uzaklaştırırlar.


Sosyal ipuçlarını kaçırma

İnsanlar arası ilişkiler DEHS’li bir kız için her zaman çok zordur. Genellikle, kendi tepkilerinin yaşıtlarınınkilerden farklı olduğunun farkındadırlar, fakat nedenini bilmezler. Duygular aşırılıklara eğilimlidir; ister öfke, keder, korku, aptallık, ister mutluluk olsun hissedilenler çok yoğundur. Bir duygu uyandığı zaman DEHS’li kız bu duygunun ağırlığı altında ezilene kadar seviye çabucak artar. Artık bu noktada bir yetişkin yol gösterse bile sakinleşmesi zor olabilir. Duygularının yoğunluğu dış dünyadaki herhangi bir şeye dikkatini vermesini zorlaştırır. “Herhangi bir şeye” konuşmakta olduğu çocuğun duyguları veya öğretmenin istekleri de dahildir. Yaşamakta olduğu deneyim her şeyi bastırır, diğerlerinin deneyimlerine ilgisiz veya onlardan habersiz görünebilir.

Diğer zamanlarda ise, DEHS’li bir kız dış uyaranların hücumuyla öylesine kuşatılmıştır ki, aynı anda kendi iç dünyasıyla ilişkisini sürdürmesi onun için neredeyse imkansızdır. Öfke “sinsice ona hakim olur” ve bunu izleyen patlama çevresindeki çocuklar kadar kendisini de şaşırtır. Kendi duygularının beklenmedik saldırısına uğrama hissi DEHS’li kızlarda çok görülür. Bir çok kız kendilerini sosyal ortamdan çekerek bu kontrol dışı duyguları yaşamaktan kaçınma yolunu seçerler. Diğer kızlar hızla atılarak duygularının üzerine gider ve başkalarının tepkileri tarafından pusuya düşürülür. Yarattıkları etkinin farkında olmadıkları için aldıkları olumsuz tepkilerle şaşkına dönerler.

Ait olma isteği

Sosyal ipuçlarını anlamakta ve uygun tepkileri göstermekte güçlük çeken kızlar kabul ve destek gördükleri bir ortamda, yapıcı eleştiriler alacakları destek gruplarının büyük yararını görebilirler. Kuralların açık ve kesin olduğu yapılandırılmış sosyal etkinliklerde, daha iyi rollerini doğru olarak oynayabilirler. Aynı şekilde başka bir kızla bire bir arkadaşlıkta da daha iyi olabilirler. Bazen yaşca daha küçük veya daha büyük kızlarla (örneğin yeniyetme bakıcı veya kamp danışmanı gibi) ilişkiler daha başarılı olabilir.

Orta okul ve lise yılları yoğun bir karşılaştırma, rekabet ve gruba uygunluk devresi olduğu için DEHS’li kızlar bu yılları çok zor bulabilir. Yapılandırılmış etkinlikler-sanat dersleri, karate dersleri, kilise grupları, okul kulüpleri-lisenin eleştirel ve rekabetçi ana eğilimleri dışında kalabilecekleri, aynı zamanda da ait olabilecekleri sakin bir sığınak bulmalarına yardımcı olabilir. Bu tür kızlar genellikle yaşıtlarının ergenlik yarışlarıni atlatarak daha hoşgörülü olacak kadar olgunlaştığı ve arkadaşlık için daha fazla seçeneklerin olduğu üniversite yıllarında ve sonrasında daha fazla kabul görürler.

Özet olarak, DEHS’li kızlarda erken çocukluğun örnek oluşturan gelişimsel görevlerini yerine getirmek çok daha güçtür ve bunlar büyük oranda gecikir. Sonuç olarak DEHS’li bir kız, başkalarının kendisine göstereceği tepkilerden ve her zaman kendisine ihanet eden yargılarından emin olamadığı, yaşıtlarınınkinden daha beklenmedik ve daha güvensiz olan bir dünyada dolanıp durur.

Okul sorunları

Beynin yürütme fonksiyonları-diğer fonksiyonları idare eden yönetim seviyesinde-okul ortamında öne çıkar. Son zamanlarda yapılan bir araştırmanın ışığında öyle görünüyor ki, DEHS’li çocuklar yürütme fonksiyonlarına ait altı grupta kronik güçlükler çekmektedirler. Bu fonksiyonların kapsadığı önemli yetenekler: 1 Görevleri başlatma, organize etme ve öncelik sırasına koyma 2 Görevlere odaklanma ve dikkati sürdürme 3 Uyanıklık, gayret ve çalışma hızını koruma 4 Duygu ve hayal kırıklığının denetimi 5 Hafızaya güvenilir erişim 6 Konuşma ve davranışların yönetimi ve denetimi (Brown, 1996)

DEHS’nin yürütme fonksiyonları üzerindeki etkisi okul başarısında en dikkate değer, ancak en az anlaşılan engellerden bazılarını oluşturur (Denkla, 1989).

DEHS’li bir kız verilen malzemeyi anlamakta hiç bir güçlük çekmeyebilir, ancak bildiklerini göstermekte zorlanabilir. Sınıf içi tartışmaları sürdürecek şekilde düşüncelerini organize edemediği veya uzun vadeli bir proje planı yaratamadığı takdirde sonuç, kendisi ne kadar zeki olursa olsun, başarısızlık olacaktır. Doğrusu, zeki bir kız planlanmamış, gelişigüzel hazırlanmış görünen bir rapor verdiğinde, kolayca kızın “gayret etmiyor” veya “gerçekten önemsemiyor” olduğunu varsaymak mümkün olabilir. O halde, konuyu bilsin bilmesin, göreve başlama ve sürdürme güçlüğü olduğu için cezalandırılacaktır. Bu, konuyu ve elinden gelen gayreti gösterdiğini bilen bir kız için son derece cesaret kırıcı ve moral bozucu bir deneyimdir.

Organizasyon problemlerine bağlı olarak ödev kağıdını yanlış yerleştirebilir, her iki kalemini de kaybedebilir ve sınıfa ödev olarak verilmiş bölümü okumadan gelebilir.“Sonradan yerine konmak” üzere içine tıkılmış kağıtlarla dolu karmakarışık bir çantası olabilir. Kötü el yazısına ve sayfa üzerinde gelişigüzel yerleştirmeye bağlı olarak dikkatsiz ve pasaklı görünen o buruşuk kağıtlardan biri bugünün ev ödevi olabilir.

DEHS’li bir öğrencinin içinde bulunduğu ortamı sadeleştirmek yararlı olabilir, böylece ihtiyaç duyulmayan oyuncaklar ve kitaplar dikkatini dağıtmaz. Cazip ve kullanımı kolay gelecek bir saklama sistemi kurmasına yardım edin. Giysileri, hoşlandıklarını seçmesine izin vererek, akşamdan hazırlayın. Çatışmalar konusunda seçici olun. Bunun anlamı, istiyorsa üç gün aynı giysileri giymesine izin vermeniz demektir. Kendisine yardım etmek için, kendi yapılandırılmış alışkanlıklarını yaratıyor olduğu gerçeğini kabul edin; bu arada sizin sisteminize uymayabilir, ne kadar kendine özgü olursa olsun, işine yarayacak bir sistem geliştirmeye sonunda ihtiyaç duyar.

Planlama güçlükleri

Planlama güçlükleri: v Uzun vadeli ödevleri sürdürmede sorun v Kahvaltıya ve servisi yakalamaya yetecek zaman ayıramamak v Ders başlamadan önce rehber öğretmene üç dakikalık görüşme için uğramak gibi durumlarda kendini gösterir.

İleriye yönelik plan yapma yeteneği zaman yönetimi ve gerçekçi amaçlar edinme gibi önemli becerilerde başlıca rolü oynar. Bir amacın ardından koşmak için gurur duyma, ödül ve beğenilme hayalleri bir kenara bırakılmalıdır. Planlama aşaması en sonunda hedefe ulaştıracak sıkıcı ve yorucu adımlara öncelik verir. Kızınızı ileriye yönelik planlar yapma becerilerinin gerekliliğini farketmeye zorlayın. Örneğin, bir saatlik bir yolculuğa çıkarken “Yolculuk sırasında neyle meşgul olacaksın?” sorusunu sorabilirsiniz. Gerçekçi çözümler üretmek için çeşitli fikirler öne sürün: “Sulu boya yapmayı sevdiğini biliyorum, ama arabada sulu boya yapmak ortalığı batırır. Pastel boyalarını veya gazlı kalemlerini almak ister misin?” Kabul edilebilir alternatiflerden birini seçme hakkını tanımak, deneyimini nasıl planlayacağı konusunda karar vererek, ona kendini yetkili hissetme olanağı sağlayacaktır.


Sıralama

Planlamanın bittiği yerde sıralama başlar. Amaca giden yol sürdürülebilir küçük görevlere bölündükten sonra, bu görevler önceliklerine göre ayrılmalı ve bir sıraya konmalıdır. Sıralama ile ilgili problemler DEHS’li kızda, bölüştürülmüş zaman dilimlerinde bir dizi şeyi yapmayı tamamlamaya veya matematikte çok adımlı bir eşitlik problemini nasıl çözeceğini hatırlamaya çalışırken ortaya çıkar. Sıralama dürtüsel kışkırtmalarla en kolay rayından çıkan beceridir. Arkadaşları okul çıkışı bir şekerciye uğrarsa, piyano dersi için doğruca eve gitmesi gerektiğini hatırlaması iyice güçleşecektir. Cezalandırıcı tepkiler vermek yerine, onu kaçınması gereken oyalayıcı şeylerin farkına varmaya zorlayarak, örneğin Salı günleri doğruca eve gelmeyi hatırlamasını sağlayacak yollar bulmaya çalışın.


Hafıza

Hatırlamak DEHS’li bir kız için yayılıcı bir sorundur. Bir şeylerin bitiş tarihini bilmek, okul ve ev arasında gidip gelmesi gereken malzemeleri getirmek, çantasındaki ödevleri vermeyi hatırlamak, çarpım tablosunu ezberlemek veya ezber isteyen diğer görevleri yapmak ya da izlenecek adımları hatırlamak onun için zor olabilir. Bazen, yeni verilen bilgiye dikkatini yoğunlaştırmamış ise, bunu “dosyalamak” için yeterince uzun bir süre kısa dönem hafızasında tutamayabilir. Bununla beraber, “unuttum” yanıtı genellikle bu bilgiye ihtiyacı olduğunda ona erişememesi ve bilgiyi alıp getirememesi ile ilgilidir.

Yazma

Yazma eylemi DEHS’li bir çok çocuk için gerçek bir mayın tarlasıdır: zayıf motor beceriler ve fiziksel aktiviteleri sürdürme zorluğu fiziksel bir eylem olan yazmayı güçleştirir. Çocuk kalemi kramp ve yorgunluktan parmaklarını ağrıtacak kadar sıkı tutabilir. Düşünme ve yazma hızları arasındaki büyük farktan ötürü düşüncelerini yazmaya çalışırken ya arada bazı kelimeleri atlar ya da bu çaba sırasında bazı düşünceleri unutur. Bu nedenle bilgisayar yazma programları her yaştaki DEHS’li çocuğa büyük yarar sağlayacaktır. Düşünceleri organize etmekte çekilen güçlük, sözcük hatırlama sorunu ve ağır görevlerden kaçma yazılı ödevlere başlamayı bir işkence haline getirir. Son olarak, düzeltme için tekrar okuma bir çok DEHS’li kız için fazlasıyla yorucu ve sıkıcıdır; bir süre için aşırı yoğunlaşabilir, ancak bitirmeden önce motivasyonlarını kaybedebilirler.

Yazma ödevlerine başlamanın “bir kolayını bulması” için birlikte beyin fırtınası yaparak kızınıza yardımcı olabilirsiniz. Düşüncelerini size dikte edebilir, böylece yazmaya çabalamak yerine düşüncelerini organize etmeye konsantre olabilir. Bu tür güçlükleri olan kızların klavye kullanma becerisini erken kazanması çok önemlidir. Yeni, ses algılayabilen yazılımlar işini daha da kolaylaştırır. Bilgisayarına dikte ederek yazdırdığı yazıda gereken düzeltmeleri ekranda çalışarak yapabilir. Bazı okullarda, dersleri banda alabilir veya DEHS’li öğrencilere sorun olduğu bilinen dinlerken not alma işiyle başa çıkmak için onun yerine bir başkası not alabilir.

Sınavlar

DEHS’li kızlar bir çok beklenmedik hata yapabilirler. Bunlar öğretmenler ve anne babalar tarafından genellikle “dikkatsizlik” olarak nitelendirilir. Bu kızlar, dikkatleri dağıldığı, kaygılı oldukları veya verilmesi istenen bilgileri hatırlamakta zorluk çektikleri veya yeni bir sınav düzeniyle karşılaşınca kafaları karıştığı için tanınan süre içerisinde sınavı bitirmekte zorluk çekebilirler. Sınav için daha uzun zaman tanınması, sınavların başka bir ortamda verilmesi, sınıftaki dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak tutulması çektiği bazı güçlüklerin azaltılmasında yararlı olabilir. Sözlü sınavlar da bir avantaj olabilir, böylece aynı anda yazmakla uğraşması gerekmeksizin bilgisini gösterebilir.

Sınıf deneyimi

DEHS’li kızın öğrenme tarzı sınıf ortamına uygun değildir. İster hızlı, dikkatsiz ve düzensiz çalışsın, ister ıstırap verici derecede yavaş ve dikkatli olsun, aynı anda hem dersi dinleyip hem de not tutamaz veya kitaplar açık sınav sırasında rahat olamaz; her iki durum da iki işi aynı anda yapmasını gerektirir. Yenilik için yanıp tutuşarak ve tekrarlardan sıkılmış olarak fiziksel, zihinsel veya duygusal açılardan bir çok derste rahatsız olur. Yine de, tersliklere dayanıklılığı az olmasına ve çabasını sürdürme güçlüğü çekmesine rağmen okula gitmeye gayret eder. Bu durumda bazen hayale dalarak ferahlama arayışına girmesi normaldir.

Öğrenme güçlükleri

Yukarıdaki sorunlara ek olarak, DEHS’li kızların önemli bir bölümünde bazı öğrenme güçlüğü tipleri görülebilir. Okul en zeki kızlar için bile, beklenen başarıya ulaşılamayan ıstıraplı bir yolculuk olabilir. Ruhsal enerjilerinin büyük bir bölümü “farklılıklarını” gizlemeye ve yardım istememeye yöneltilmiştir. Bu nedenle gerekli aktiviteler veya boş zaman etkinliklerine kalan enerji iyice azalmaktadır. İstilacı bir şaşkınlık ve mahçubiyet duygusuyla yaşarlar. Her şeyin üstesinden gelecek kadar zeki olduklarını bilirler, ancak ne kadar çabalasalar da esrarengiz bir biçimde beklenen başarıyı gösteremezler. Tekrarlanan bu durum kendisinden kuşku duymasına neden olarak en güvenli öğrenciyi bile sarsabilir.

Okuma

Disleksi DEHS ile birlikte sıklıkla görülen bir durumdur. Ancak okuma becerisi iyi olan DEHS’li kızlar için bile içerik kendiliğinden ilginç değil ise okuma fazlasıyla güç olabilir. Bazıları kopmamaya çalışarak aynı pasajı tekrar tekrar okur. Bazıları sayfaları üstün körü karıştırmaya başlamadan önce aşırı yoğunlaşarak bir kaç sayfa okur ve harcadıkları çabadan yorgun düşüp uyuya kalır. Bazıları çabucak ve yüzeysel olarak okuyup “bitti” derler, ama okuduklarının çok azını anlamışlardır veya hatırlamaktadırlar. Bazıları kısa zaman aralıklarıyla okur; bir “gazetenin” güncel olaylara yaklaşımını tercih ederler: cezbedici başlıklar ve olayı özetleyen bir paragraf. Bir öğretmen veya anne baba tarafından kolayca farkedilen şey, bu çocukların aşırı yavaş okumalarıdır; yetişkinler gördüklerini yorumlarken diledikleri gibi davranırlar. Otorite figürleri tarafından seçilen yorumların bu kızlara gösterilen yaklaşımda önemli yan etkileri vardır.

Sınıf içerisinde cümleler üzerine aşırı odaklanabilirler. Becerikli tarayıcılar olabilirler. Bir çok çocuk, öykü okuma arzusuyla kütüphaneye gider, okuma saatinden zevk alır ve bir kaç cazip görünen kitap seçer. Bu esnada onlara dokunur, açar ve kapağını inceler, kitaplar genellikle okunmadan geri verilir. Okuma çocukların her türlü telafi edici tekniği geliştirdikleri bir alandır, böylece bunun onlar için ne kadar güç bir iş olduğunu kimse bilmeyecektir.

Okuma ödevleri sırasında, DEHS’li bir çok kız kendi kendilerine yüksek sesle okudukları zaman en iyi şekilde anlayabildiklerini keşfederler. Gerçekte, Vygotsky (1978) bir çok çocuğun bu çeşit “kendi kendine konuşmayı” rahatlatıcı, düzenleyici ve sessiz okuma veya dinlemeye göre daha kolay yoğunlaşılabilir bulduğunu öne sürmüştür. Bu DEHS’li kızlarda iyi sonuç veren, ama, ne yazık ki, bir çok sınıfta uygulanması kabul edilmeyen bir tekniktir.

Ev ödevi

Ev ödevi herkesin baş belasıdır: birincisi, ev cephesinde en yoğun çatışma sebeplerinden biridir. Sınıfın sınırları belirlenmiş yapısı ve öğretmenin yönlendirmesi olmadan ev ödevi başı sonu belli olmayan, şekilsiz bir amip gibi algılanır. Çocuklar öedvlerinin ne olduğundan veya gerekli malzemeyi eve getirip getirmediklerinden asla tam olarak emin olamazlar. Ev ödevine başlamaları beklenen saat yaklaştıkça korku, sıkıntı, karışıklık ve ansızın bitkinlik ortaya çıkar. Böylece “bahaneler” geçidi başlar.

Hava alanı üzerinde durmadan daireler çizen bir pilot gibi, DEHS’li bir kız da sıkıntılı görevin başına geçip ev ödevine başlamadan önce sayısız bahane ile “döner” durur. Nihayet “inmeye” hazır olup, ödeve başladığında işini sürüncemede bırakmasına yol açan, ödevle doğrudan ilgisi olmayan konular veya sorunlar dikkatini dağıtır.

Seda öğleden sonra saat 5’te ödevine başlamak için bir kurşun kalem arar ve kalemin ucunun açılması gerektiğini farkeder (kalemin ucu her ne kadar açık olsa da). Kalemtraşa uzandığında haznesinin dolmuş olduğunu ve boşaltılması gerektiğini görür. Kalemtraştaki talaşları çöp sepetine boşaltır, fakat talaşların bir kısmı yere dökülür. Masanın altına girerek dökülenleri eliyle toplamaya çalışır. Nihayet, Seda kağıt kümeleri arasında yere oturur, çünkü masasının üzeri o kadar karışık ve doludur ki orada çalışamaz. Kağıtlarının bir çoğu küçük geometrik şekiller halinde katlanmıştır; bunların bazıları anne babasına verilmek üzere okuldan gönderilen duyurulardır. Bunlardan birini açınca, aşağı annesine götürmeyi düşünür, ama önce ilk aldığı biçimde katlamaya çalışır. Şu ana kadar, saat 5:30 olmuştur bile ve Seda ödevine başlamaya saat 5’te ne kadar yakınsa, şimdi de o kadar yakındır.

Kuşkusuz, ev ödevi ile ilgili bir ağırdan alma özelliği söz konusudur. Ev ödevi DEHS’li çocukların çoğunun ilgisini çekmeyen, dikkatini cezbetmeyen, bu nedenle de adapte olunması zor bir faaliyettir. Ev ödevi canavarını evcilleştirmesi için iş sürecine ilişkin belirli beklentileri anlatarak ona yardımcı olabilirsiniz: “Yarım saat çalışıp, 15 dakika dinlenebilir, sonra bir yarım saat daha çalışabilirsin.” Okuma için verilmiş ödevleri bölmesine yardımcı olabilirsiniz, böylece her gün birazını yapar ve büyük bir yük altında kalmamış olur. Kızınızı en sevdiği renkte fosforlu kalem satın almaya götürebilirsiniz. Ama hepsinden öte, onun sınırlarına saygı göstererek ve sınırlarını kabul ederek ondan mükemmel olmasını değil, elinden gelenin en iyisini yapmasını beklediğinizi gösterin. Örneğin, ev ödevi için program yapmasına yardımcı olurken “Ara verdiğin sırada zamanın nasıl geçtiğini anlamanın zor olduğunu biliyorum, bu yüzden ben kontrol edip, 15 dakika dolunca sana haber vereceğim.” Alarmlı bir saat kullanmasına olanak tanımak kendi kendini daha çok disipline etme sorumluluğu verir.

Anne babanın rolü

Anne babanın görevi çocuklarına nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda sözlü veya sözsüz mesajlar vermeyi içerir. Bir kız dikkatsiz, motivasyonsuz ve dürtüsel ise kaçınılmaz olarak olumsuz mesajlar alacaktır. “Beni dinliyor musun?”, “Başka bir işe başlamadan önce elindeki işi bitiremez misin sen?”, “Bunun önemli olduğunu anlamıyor musun?”, “Ona dokunma!” gibi eleştiriler veya sinirle iç çekmelerin hepsi onun kendisine bakışına katkıda bulunur. Bir durum karşısında yargıya varma yetisini sorgulamaya başladığında kendinden duyduğu kuşku artacaktır. Zamanla bu olumsuz mesajlar tekrarlanarak pekişecek ve sonunda kendi kendini algılama biçimi halinde içselleşecektir.

Özgüven arayışı

Annelerin, özellikle uzun vadeli eleştirilerin yıkıcı etkisi hatırlatılarak, DEHS’li çocuklarına karşı babalardan daha eleştirel yaklaştığı gösterilmiştir (Barkley ve grubu, 1990). Ancak, babalar da ister istemez daha sabırlı değildir. Bazı incelemeler, DEHS’li çocukların gözlerini daha fazla korkuttuğu veya kendilerine daha az yakın hissetikleri için babalarına daha az sorun yarattıklarını ve daha az zorlayıcı davranışlar sergilediklerini göstermiştir. İster anne, ister baba olun eleştirinin bu yıkıcı ve aşındırıcı tipine en iyi çare doğruluğu kanıtlanmış şu öğüttür: “Onun iyi yanlarını yakalayın”. Kızınıza karşı içinizde sık sık uyanan öfke ve olumsuz tepkiye karşı koymak için, sıcak, dostça ve destekleyici yaklaşımlar sergilemek üzere davranışlarınızı bilinçli olarak değiştirmeniz önemlidir. Onun yanlışlarını nasıl düzelttiğiniz ve nerede düzelttiğiniz büyük fark yaratır. Onu gördüğünüzde dudaklarınızdan ilk dökülenin eleştiri olmamasına gayret edin. Onu düzeltirken, eleştirinizin yıkıcı değil yapıcı olmasına dikkat edin. Gösterdiği gayreti her fırsatta övün.

Tuzak

Toplum ebeveyni, özellikle de anneleri çocuklarının davranışından doğrudan doğruya sorumlu tutar. Gerçekten de, Alan Zametkin’in DEHS’nin nörolojik temellerini gösteren sarsıcı çalışması (Zametkin ve grubu, 1990) idaresi zor DEHS’li çocukların ana babalarına suçlayarak ve ayıplayarak bakıldığını kanıtlamıştır. Anneler bir yandan kızının farklılıklarına saygı gösterirken, diğer yandan kendisinden kızının davranışlarını kontrol altına almasının beklendiğini hisseder. Bu muhtemelen gerçekleştirilmesi olanaksız bir iştir ve ebeveynin suçluluk, öfke, acıma, korku ve reddetme gibi bir yığın duyguyu yaşayarak tükenmesine yol açar. Sonunda, anne babanın duyguları ailenin soruna yaklaşımını, bu da sırasıyla müdahalelerin istenen sonucu verebilme yeteneğini ve kızlarının kendi kendisini algılayış biçimini belirleyecektir.

DEHS’yi anlayıp, hoşgörüyle karşılayacak düzeye erişmiş annelerin bile zaman zaman sabrı tükenir ve “Senin neyin var? Neden hiç dinlemiyorsun?” diyebilirler. Kendisi de DEHS’li olan anneler, ki aksilikler karşısında hoşgörüleri genellikle kuşku götürür, özellikle DEHS’nin kendilerinde hoşlanmadıkları bir yönününe karşı savaşırken kızlarına çabucak kızarlar. Özellikle tanı konulmamış DEHS’li anne babalar için belli düzeyde organizasyon gerektiren bir çocuğu okula gönderme zorunluluğu ve bunun getirdiği çeşitli sorumluluklar sinirleri zorlayabilir. Bir anne babanın kişisel özgürlük ihtiyacı DEHS’li kızın bu özgürlüğü çiğneme ihtiyacı ile çarpıştığında, sonuç çatışma olacaktır. Bunun olabileceğini baştan kabul etmek ve bir kaç dakikalığına odayı terketmek iyi bir eylem planıdır. Bırakın kızınız bir molaya ihtiyacınız olduğunu bilsin; bu DEHS’li herhangi biri için iyi bir yöntemdir.

İyi haberler

DEHS’nin sorun çıkarabilecek karakteristik özelliklerini tanımladık. Söz konusu eğilimlerin bir çoğunun uyumlu bir yanı da vardır. Doğrusal düşünemeyen kişiler sosyal gelenek ve görenekler tarafından sınırlanmadıkları takdirde sorunlara alışılmadık çözüm yolları bulur ve meseleler hakkında alternatif düşünce tarzları geliştirirler. Bu tür çocuklar bizim en yaratıcı ve bağımsız düşünürlerimiz olabilirler. DEHS’li kızlar daha içgüdüsel ve doğal olabilir, deneyimlerini genişletmek ve amaçlarına ulaşmakta yararlı olabilecek riskleri göze alabilirler. Bitmek tükenmek bilmez enerjileri, onları ilgi duyulan bir projeyi sürdürmekten usanmayan, kendini adamış, kararlı gönüllüler haline getirebilir. Semptomları yalnızca zorluklara odaklanmak yerine, aynı zamanda kendilerini eşsiz ve değerli güçler bahşedilmiş olarak kabul edecekleri biçimde yeniden yapılandırılabilir.

Koruyucu etkenler

DEHS’li çocuğun başarılı olma olasılığını artıran bir kaç etken gösterilmiştir. DEHS’li kızın ihtiyaçları önceden sezinlenerek bunlara uyarlanmış destekleyici ve eksiksiz bir aile sistemi oluşturulabilir. Bunlar güçlü ve etkili koruyucu görevini görürler. Birlikte görülen diğer rahatsızlıklar olmadığı takdirde DEHS geleceğe yönelik iyi bir tahmin yapma olasılığını yükseltir. Karakter ve genetik istidat gibi doğuştan gelen etkenler sonuçları büyük ölçüde etkileyebilir. Genel olarak iyi iletişim kurma becerileri ve karşılıklı saygının varolduğu, madde bağımlılığı veya fiziksel tacizin bulunmadığı, işlevini yerine getiren bir aile ortamında büyüyen DEHS’li kızlar daha iyi sonuçlara ulaşacaktır. Ailesi tarafından deneyimleri onaylanan çocukların güçlü bir özsaygı geliştirmeleri ve ihtiyaçlarını çekinmeden anlatabilmeleri olasılığı çok daha fazladır.

Uygun sınırlamalar getirerek tutarlı bir disiplin uygulayan anne babaların çocuklarının da olumlu sonuçlar almaları daha büyük bir olasılıktır (Biederman ve grubu, 1995b). Genelde, ailede DEHS’li sayısı arttıkça, aile içindeki stres de aynı ölçüde artacağından, ebeveynlerin hiç birinde DEHS yoksa daha da iyi sonuçlar alınabilir. Buna ilaveten, ailenin DEHS hakkındaki bilgisi arttıkça, büyük olasılıkla bireysel farklılıklara değer vermeyi öğrenecekler ve bir bütün olarak DEHS ile ilgili sorunların üstesinden gelmeleri kolaylaşacaktır.

Daima olumsuzdan olumluya dönme fırsatınız vardır: kızınızın kötü ve sizde hayal kırıklığı yaratan davranışlarını görmek kolaydır. Ancak, “onun iyi yanlarını görmek” daha büyük ve iyi bir yatırımdır. Arzuladığınız gibi davrandığını bildirmeniz, ona aynı davranışı tekrar göstermek için ihtiyaç duyduğu desteği verecektir. “Seline telefon açmadan önce ödevini bitirerek mükemmel bir sağduyu gösterdin.” Sık sık tekrarlanan övgüler özgüven için harika bir destektir. Herhangi bir olumlu davranış olmasa bile, istenmeyen davranışlarını dizginlediği için onu ödüllendirebilirsiniz. Örneğin “Dişciyi sessizce oturup beklemenin çok zor olduğunu biliyorum. Büyük bir iş başardın!”diyebilirsiniz. Destek, yanınızda yürürken omuzunu sevecen bir biçimde sıkmak ya da çabalarına değer verildiğini ve saygı duyulduğunu ona hatırlatacak sürpriz, küçük bir hediye biçiminde de verilebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder